Hindistan’da filleri eğitmek için daha yavruyken ayağından kalın bir zincirle kazığa bağlarlarmış. Yavru fil, ayağındaki zincirden kurtulmak için tüm gücüyle didinir, uğraşır, özgür kalmayı defalarca “dener” ama buna gücü yetmezmiş.
Geçen yıllar boyunca büyüyen filin gücü, bağlı olduğu zincirden onlarca kat daha güçlü zincirleri kırmaya yeter hale gelse de devasa fil, zincirlerini kırmayı “denemiyormuş” bile, çünkü asla özgür olamayacağını biliyormuş. “İnandırılırmış” çünkü.
Kırılamayan filin zinciri değil inancıymış artık!
Bazı şeylerin sorgulanması o kadar “itibarsızlaştırılıyor” ki kimse bunu denemeyi düşünemiyor bile…
Sunulan çözümü tek ve mutlak doğru kabul etmeyenleri bilimsel yönteme tümden karşıymış gibi afişe etmenin anlaşılır bir tarafı da yok, etik tarafı da.
Komplekssiz ve “çıkarsız” konuşabilseydik kutuplaşmak yerine…
Birçok şey “net ve kesin olmasa da” toplumdan beklenen; çözüm adıyla sunulan hiçbir şeyin sorgulanmaması, hatta o çözüm, sağlığımızla ilgili riskler içerse bile bunun göze alınması.
Oysa sorgulamak itaatsizlik ya da tümden reddetmek değil daha çok sahip çıkmaktır geleceğe.
“Enjekte edilmek istenilen” her şeyi sorgulayabilmelidir hatta sorgulamalıdır.
İnsanı “insan” yapan, zincirlerini kıran güç kendine sunulanları, dayatılanları sorgulayabilmesi ve kendi hayatıyla ilgili kararlarda irade gösterebilmesidir.
Sorgulayan itibarsızlaştırılıyor.
“Bütün alternatifler” önyargısız ve özgürce konuşulabilseydi keşke…
Çok uzun zamandır “denemekten” vazgeçmiş olsak bile…
Sağlıcakla kalın…