|
Tweet | Tarih: 04-11-2024 13:57 |
Kişisel ve kurumsal beceriksizliklerini, hatalarını, yanlışlarını yüksek tondan hakaret, hamaset ve algılarla yönetmeye çalışanlar bir kaşık suda fırtına koparıyorlar.
Türk futbolunun bütün paydaşlarıyla sahada kalması, aklını ve enerjisini oyuna, markaya ve organizasyona kullanması gerektiğini dünkü maçın ardından yaşanan gereksiz, yakışıksız, bilinçsiz eylem ve söylemlerden sonra daha iyi anlıyoruz.
Bir tarafta hoca tercihi ve transfer fiyaskoları ile Trabzonspor’u sıradanlaştıran Sayın Başkanımız var.
Maçın ardından, bir insanın arkasından söylenemeyecek ifadeleri basın yayın yoluyla tekrarlayarak ve vurgulayarak sarf etmek futbola da, Trabzonspor’a da, delikanlılığı da sığmaz.
Genç ve toy bir hakemin heyecanına, tecrübe noksanlığına bağışlanacak hatalı düdüklerini Trabzonspor'a, şahsına veya TFF Başkanına yönelik operasyon şeklinde değerlendirip hakaretlere boğmak, tehdit etmek beyhudedir, kasıtlıdır.
Sayın Doğan'ın maç önü ve sonu reaksiyonlarında öfke kontrolüne ihtiyacı var. Ya da kulübün halkla ilişkiler ve iletişim departmanını kullanmalıdır.
Diğer tarafta dünyanın sayılı showmenlerinden pardon antrenörlerinden Mourinho var. Elinde, normunda ligimizin tartışmasız en kaliteli futbolcu grubu olmasına rağmen yanlış oyun ve oyuncu tercihleriyle takımını hedefe taşıyacak basireti ve cesareti gösteremeyince eziliyor, büzülüyor, saçmalıyor.
Onun bu patolojik hale gelen saptırma yani sorumluluğu kabul edip yüzleşmeyi reddetme cinliği FB yönetimini de etkisi altına alıyor. Benim çok da umurumda değil ama FB'nin yıllardır şampiyon olmamasındaki en büyük etken takımlarını sürekli sahanın dışına çekip konsantrasyonlarını negatifleştirmeleridir. Bu kafayla onların o senesi bu sene de olmaz, olmayacaktır.
Takımımız içinde bulunduğu konjonktürün ve geçen hafta yaşadığı travmanın da tazyikiyle bu sezonun en iyi performansını gösterdiği karşılaşmayı yine son düzlükte kaybetti.
Rakibimizle fiziksel anlamda kafa kafaya mücadele edebilsek de kreatif oyuncu yetmezliğine ve kulübe fukaralığına bağlı yapısal zaaflarımızla yüzleşmeye devam ediyoruz.
Fenerbahçe takımının kulübeden aldığı, sağladığı kaliteli destek sayesinde oyunu ve skoru lehine çevirdiği inkar edilemezken Şenol Hoca'nın kerhen oyuncu değişikliğine gittiğini maçı izleyen herkes anlamıştır.
Vişça ve Nwakaeme gibi maalesef yarı zamanlı performans verimliliğine sahip iki futbol virtüözümüzün halden ve takattan kesildiği anlarda oyunu tutamıyor, skoru koruyamıyoruz.
Rakibimizin hücumda sıkıştığı anlarda iki orta saha oyuncusundan aldığı skor desteği bizim en belirgin yetersizliğimizdir.
Okay, Lundstram ve Ozan'ın hücum aktivitelerine doğrudan ya da dolaylı katkıları sınırlı olduğu için ileride oynayan üç futbolcumuz yalnız ve etkisiz kalıyor.
Bu arada Ozan'a yönelik homurtuları anlamakta zorlanıyorum. Dikine oynama ve şiddetli pres çabalarının, özverisinin ideal orta saha meziyetleri olduğunu unuttuk tabi. Ondan yana ve geriye risksiz toplar, paslar hamleler mi bekleniyor acaba? Evet, iyi değildi, hazır değil ama bu oyun tarzına ihtiyacımız olduğu unutulmasın. Konsantrasyonu ve morali dik tutulursa çok daha fazlasını verebilir, yapabilir.
Eren'in iyi niyetine ve maksimum çabalarına rağmen yediğimiz ilk iki golde bariz hataları oldu. İkinci gol öncesi işgüzarlığı ise hiç profosyonelce değildi.
Yine Denswil'in topu gerek uzaklaştırmada gerekse oyuna sokmadaki savrukluğu, yetersizliği yediğimiz üç golde de etkili oldu. Saviç'in bir an önce takıma ve oyuna monte edilmesi şart.
Dünkü hırsı, azmi ve olağan dışı fiziksel kapasite kullanımıyla hayran olduğumuz Banza'nın tapusunu almalıyız. Yönetimin ilk icraatı, transferi Banza olmalıdır.
Ekibimizin bundan sonra da dünkü motivasyonla hazırlanmaya, oynamaya mahkum olduğunu aksi bu günleri de mumla arayacağımızı hatırlatalım...