|
Tweet |
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi ve ilk Cumhurbaşkanına ölümünün üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen kin güdenler, iftira atanlar, su-i zan besleyenler maalesef günden güne artmakta, örgütlenmekte ve cesaretlenmektedirler.
Merdiven altı teolojik mahfillerde üretilmeye başlanan düşmanlık özellikle tarikatlar, cemaatler, medreseler ve cehalet üzerinden endemik boyutlara taşınmış durumdadır.
Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olanı ise resmi kurumların dahilinde de bu düşmanlığa benzin döken, aleni ya da zımni yardım ve yataklık yapan resmi görevlilerin türemesi, korunması ve itibar görmesidir.
Esas hasımlıkları, karın ağrıları cumhuriyet rejimi, felsefesi ve değerleri olan bu yobaz odakların Atatürk’e yönelik hezeyanları bahsedilen unsurlara muhalif olma cüretini henüz göstermemelerinden mütevellittir. Bundan sonraki süreçlerde rejim de, demokrasi de, resmi dil de, eğitim de, bayrak ta, anayasa da, İstiklal Marşı da hatta mezhepler de tartışılmaya, kaşınmaya ve itibarsızlaştırılmaya açılacaktır muhtemelen.
Atatürk ve Cumhuriyet’e ait bilgileri ilkokul hayat bilgisi, ortaokul sosyal bilgiler ve lise inkılap tarihi ders ve kitaplarından müteşekkil milyonlarca insanı çeşitli dini argümanlar üzerinden mayalayıp kullanmak kadar kolay bir meşgale yoktur zannedersem.
Muhafazakâr, mütedeyyin ve saf zihinlerin İslamla, Kuranla, imanla, itikatla güçlendirilmiş yalanlara ve algılara direnç göstermeyeceği realitesini alabildiğine kullanmakta, sömürmektedirler.
Atatürk’e atfedilen, ısrarla tekerrür ettirilen, ezberletilen başlıca iddialar, suçlamalar alt-orta bir aklın, zekânın beslenebileceği mahiyettedir maalesef. Hemen tamamı bilgiye, belgeye teyite muhtaç isnatlar, kulaktan dolma dedikodular şeklinde alıcı buluyor ülkemizde.
Neymiş efendim "Camiler kapatılmış.", "Kuran yasaklanmış.", "Harf devrimiyle bir gecede cahil kalmışız." , "Halifelik lağvedilerek Müslümanlar başsız bırakılmış." , "Hocalar asılmış." , "Osmanlı Devleti yıkılmış." , "Şapka takmayanlar idam edilmiş." ve benzeri din eksenli kuyruklu, kuyruksuz yalanlar, iftiralar, algılar.
Şimdi bütün bu iddialara uzun uzun cevap verecek bilgi ve belgelere girmeyeceğim. Ne zamanım ne sayfam ne de söz konusu kitlenin ikna olma kabiliyetleri müsait değil çünkü.
Adına cehalet denilen olgunun, okulla ya da diplomayla alakasız, en belirgin özelliği ve ya tanımı; sahip olunan bilgi, fikir, tutum ve davranışlara her halükarda (doğru, yanlış, eksik, hatalı, bilim dışı) güçlü bir biattır, sadakattir. O yüzden Atatürk ve Cumhuriyet muhaliflerine istediğimiz kadar bilgi ve belge ibraz etsek de istikametleri değişmeyecektir.
Bir tarihte ismi bende saklı bir arkadaşa "Atatürk’le ilgili isnatlarının doğruluğuna Kur’an-ı Kerim üzerine yemin edebilir misin?" diye sorduğumda; "Bunlar benim iddialarım değil ki neden edeyim." cevabını almıştım. İşte bu idrak seviyesi ile bilimsel metotlarla mücadele etmenin zorluğu, handikabı ile sınavdayız.
Milletleri; kuru kalabalıktan, insan yığınından, sürüsünden ayıran en önemli özellikler, ortak sevinçleri, tasaları, kederleri, idealleri, inançları, töreleri, dilleri, tarihleri ve kahramanlarıdır.
Bu değerler milleti ve devleti ayakta tutan kolonlar, dinamiklerdir. Her biri bilcümle tahribattan muaf tutulmalı, esirgenmelidir.
Atatürk de bizim Abdülhamit de, Türkiye de bizim Osmanlı da, alevi de bizim sünni de, horon da bizim halay da, ateist de bizim Müslüman da, Türk de bizim Kürt de, sağcı da bizim solcu da, türkü de bizim şarkı da, mazi de bizim ati de...
Bölgesel, kültürel, siyasal ya da ekonomik; dinsel, edebi, etnik ya da cinsel farklılıklarımıza saygı, sevgi ve hoşgörü şiarıyla muamele de bulunmaktan başka çaremiz de yoktur, çözümümüz de.
Atatürk milyonlarca insanımızın sevdiği, benimsediği, lider ve idol kabul ettiği bir değerdir. O nu sevmesek bile o milyonlarca insanın hatırına, hassasiyetlerine binaen saygı gösterme erdeminde bulunabiliriz, bulunmalıyız.
Siyasi ve teolojik mahfillerin milli ve manevi değerler üzerinden Aziz Milletimizi kamplaştırma, ayrıştırma, dövüştürme bayalığına lanet olsun!