|
Tweet | Tarih: 17-05-2026 10:26 |
Ülkemizde siyasi yelpazenin merkezinde konumlanan partilerin de seçmenlerin de ideolojik ve sosyolojik kırmızı çizgileri soluk ve oynak karakterlidir. Adının merkez sağ ya da merkez sol olması bu husus için bir teferruattır sadece.
Tabi yukarıda geçen "karakter" sözcüğü siyasi aksiyonlar ve reaksiyonlar özelinde açığa çıkan davranışları kapsar. Lütfen hiç bir seçmen kitlesinin, parti örgütünün ya da liderinin manevi şahsiyetine tahkir anlamı çıkarılmasın.
Gerek merkez sağın, sola göre sicilinin bozuk olması gerekse içinde bulunduğumuz konjonktürün elverişliliği hasebiyle bu yazıda merkez sağı masaya yatıracağız. Tabi temsilcisi AK Parti’yi de.
Menderes’ten Demirel’e, Özal’dan Erdoğan’a sürüp giden merkez sağ egemenliğine baktığımızda siyasi terminolojide "dört eğilim" adı verilen politik objelerin düşük yoğunlukta solüsyon amaçlı kullanıldığını herkes görebilir.
Gövdesi muhafazakar/liberal bloklardan oluşan merkez sağa milliyetçi, solcu ve ya fundamentalist eklentiler yaparak seçmen avlama, tavlama çabalarına demokrasi kamuflajı örtemeyiz.
Türkiye genelinde 31 Mart 2024 tarihinde yapılan seçimlerin ardından farklı birçok siyasi partiden ve bağımsız bir şekilde belediye başkanı seçilen 79 isim sonradan AK Parti’ye geçiş yaptı. (Yeniden Refah Partisi’nden 33, CHP’den 17, bağımsız 16, İYİ Parti’den 8, DEVA Partisi’nden 2, Demokrat Parti’den 2 ve Saadet Partisi’nden bir belediye başkanı)
Transfer yapılan partilerin içinde AK Parti’ye siyaseten yakın akraba olanlar da var aynı familyadan olanlar da.
Bu yakın akraba ve familya transferlerini de demokratik bulmuyoruz elbette. Ama parti bünyesinde bir rahatsızlık, hazımsızlık yaratma kapasiteleri düşük kalacağından anti parantezle geçiştiriyoruz.
Esas sorun, paradoks CHP’den transfer edilen belediye başkanlarının durumudur. Siyaset üretilen her mevkide ve mekanda CHP’ye, bileşenlerine nezaketten ve letafetten uzak son derece ağır eleştiriler, negatif ithamlar yaptılar yapıyorlar da hala.
Şimdi bütün paydaşlarını mundar ilan ettiğiniz bir yapıdan takviye almak, yedek parça aparmak siyasi etiğe uygun mudur yoksa "sol'üsyon fırsatçılığı mıdır diye sormak gerekiyor muhafazakâr iradeye.
Parti üst aklının pragmatist yaklaşımını bir şekilde tanımlamak mümkün olabilirde tabandan, seçmenden tık yok. Çünkü merkez sağda hesap sorulmaz, vefa bilinmez. Göç edilir ismi değişik diğer merkez partisine.
Yandaş basın ise her zamanki gibi emre amade ve arşiv temizleme uğraşında.
Her ne sebeple olursa olsun, kim tarafından yapılırsa yapılsın seçilmişlerin cephe değiştirmesi kendi adlarına milli irade kapkaçlığıdır. Ne demokratiktir, ne etiktir, ne dürüstlüktür.
Merkez sağ iktidarın 31 Mart yerel seçimlerinde orantısız gücüne ve imkanlarına rağmen neden halkın teveccühüne mazhar olamadığını irdelemek yerine dolaylı yollardan milli irade nakli, takviyesi yapıyor olması rasyonel bir politik akıl değildir.
Sağdan soldan siyasi aktör devşirme yerine alt yapısına, öz kaynaklarına bir el atması, göz atması istikbali için daha elzemdir.
Taşıma suyla demokrasinin dönmeyeceğini, dönse de öğütmeyeceğini herkes biliyor zannediyorum...