|
Tweet |
Siyasi patronaj sistemi; itaat karşılığı koruma, kollama ve imkân sağlama üzerine kuruludur. Bu sistemde, kişi bir diğerine ne kadar çok itaat ederse, itaat edilen güç ve kaynakları elinde tutan kişi onu o kadar çok korur. Konunun diğer yönü ise bir kişinin diğerini ne kadar çok korur, kollarsa o kişinin diğerine o kadar çok itaat etmesidir. Siyasi patronaj siyaset sosyolojisinde iktidar ilişkilerinin tanımlanması açısından sıklıkla kullanılan bir kavramdır.
Siyasi patronaj rejimi, bir yönü ile patron ile patronun adamları, siyasi küre açısından ifade edersek siyasi lider ve onun dar ve geniş anlamda kadrosu arasındaki karşılıklı ilişkiler sistemini ifade eder, Burada lider, elindeki atama, rant dağıtma, imtiyaz, ruhsat, kamu alımları ve benzeri imkânları kendine itaat etmesini istediği kişilere verme, sunma güç ve yetkisine sahip kişiyi ifade eder. Bu sistem, ülke yönetiminin tek kişi elinde toplanması nedeniyle “tek adam rejimi” olarak da isimlendirilebilir. Patronaj, patron ya da patronlarla, siyasi lider ve çevresindeki kadrolarla yandaşları arasında kişisel ilişkilere dayanan bir siyasal sistem olarak tanımlanır.
Siyasi liderler, denetim kurulu üyelikleri, büyükelçilikler, valilikler bakan yardımcılıkları, kurul üyelikleri, ihale verme, imtiyaz sağlama, kent rantları dağıtma, kamu arazileri verme, danışmanları atama, yönetim kurulu üyelikleri, çeşitli işe almalar, istisnai kadrolar vb. argümanlarla bu tek adam rejimini kendileri açısından pekiştirirler.
Siyasi patronaj, siyaset ve yönetim bilimi açısından ilkel bir uygulamadır. Savaşta kazananın ganimet alması gibi, seçimi kazanan lider devletin imkânlarını yandaşlarına sunmakta, bunun karşılığında mutlak itaat, bağlılık ve sürekli övgü, yağlama, yıkama beklemektedir. Bu durum devlet otoritesi, ciddiyeti, liyakat, hukuk ve adaletin bir kenara bırakıldığı bir sistemi ifade eder.
Bir tür “tek adam rejimi” olan siyasi patronaj sisteminde, siyasi lidere itaat asıl olduğu için, düzene karşı olanların bir şekilde elimine edilmeleri, dışlanmaları hatta ortadan kaldırılmaları gerekir. Kişilikleri zayıf olanlar, yerine göre korku salınarak, yerine göre çıkar sağlanarak düzen karşıtı olmaktan çıkarılır, gizli yandaş haline getirilir.!
Siyasi patronaj sistemi, demokrasinin yozlaşması, yolsuzlukların artmasını da beraberinde getirir. İstişare kültürü ortadan kalkar, eleştiri yapılamaz hale gelir. Büyük ve hiyerarşik şekilde örgütlenmiş iktidar partilerinin kamu görevlerine yandaşlarını atamaları, maddi imkânlar sağlamaları, ihale, ruhsat, imtiyaz ve kotalarda gözetmeleri şeklinde tezahür eder.
Akademisyen Ozan Bingöl tek adam iktidarını perçinleyen siyasi patronaj rejiminde belli başlı özellikleri şöyle sıralar:
1-Hukuk devletinin yerine parti devleti anlayışı hâkimdir.
2-Partinin ve parti liderinin bekası ve çıkarları, devletin ve milletin çıkarlarının önündedir.
3-Devlet memuru, kamu bürokrasinin yerini, parti memuru, parti bürokrasisinin yerini alır,
4-En üst düzey görevlerden en alt düzeye kadar işe alma ve görevlendirmelerde liyakatin yerini, partiye ve onun liderine yani “tek adama sadakat” ölçüsü alır,
5-Kamusal imkânlarla itaat ettirilemeyen ahlaki değerleri yüksek görevlileri itaate zorlamak için memur güvenceleri en alt seviyeye çekilir, kişilerin görev ve iş güvencesi kalmaz. Böylece
herkes itaate zorlanır. Kamusal imkânların arpalık olarak kullanılmasına sessiz kalınması sağlanır.
6- Kamusal imkânlar, kamu kaynakları, kamu taşınmazları, ihaleler yandaşlara verilir.
7-Siyasi yozlaşma ve yolsuzluklar, israf en üst seviyeye çıkar.
8-Liyakat sisteminin uygulanmaması nedeniyle, kamuda kalite ve
verimlilik düşer.
9-Ülkenin siyasal sistemi, adalet sistemi bozulur, yolsuzluklar artış gösterir.
Bütün bunlardan yola çıkarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de son dönemde hayata geçirdiği tek adam rejimi ve siyasi patronaj sisteminin yukarıda saydığımız özelliklerle ve çerçevesini çizmeye çalıştığımız niteliklerle ne kadar benzeştiği ortadadır. Son söz olarak şunu söylemek isteriz. Küçük bir azınlığın mutluluğu, büyük bir çoğunluğun yoksulluğu pahasına sürdürülemez! Bu gidişata bir “Dur!” demek bu milletin üzerine düşen en büyüğünden ciddi bir sorumluluktur!