|
Tweet |
Süper kupada süper rezil bir oyun ve skorla yüzleştik dün akşam.
TFF’nin bu kupa için belirlediği tarih de mekan da bu rezaleti tetikleyen dış unsurlardan kabul edilebilir. Takımların metal ve mental rehabilite, hazırlık ve transferle iştigal edeceği bir zaman dilimine iliştirilen bu organizasyon neresinden baksanız tutarsızdı, gereksizdi.
Evet tarih yanlıştı, mekan yanlıştı, sakatımız çoktu, eksiğimiz vardı ama bütün bu ahval ve şerait içinde dahi böyle bir seviyesizlik hoş görülemez, kabul edilemez.
Trabzonspor Oulai ve Ounachu’yu Afrika’da, Saviç , Baniya, Mustafa, Okay ve Vişça’yı revirde bırakmış kabul de hırsı, motivasyonu, mücadeleyi, gururu da almamışlar Antep kafilesine galiba.
Maçın ilk yarısında topa yüzde yetmiş sahip olan rakibine bir (1) faul yapan, yapabilen grubun futbol takımı olduğu söylense ihtimal vermeyenler çoğunlukta olur muhtemelen. Öyle ya bu bir voleybol istatistiğidir. Şaşırmamak da üzülmemek de elde değil.
Kalecisinden santraforuna kadar hiç bir pozitif performans, ilk dakikadan son dakikaya kadar hiç bir bölümde oyun üstünlüğü, seyircisinden hocasına kadar hiç bir sinerji üretemeyen bir takım sadece futbolcu takviyesiyle çıkamaz bu kaostan.
Hani derler ya aslan, ceylan ve sırtlan yan yana kaçıyorsa orman yanıyor demektir. Ligdeki Beşiktaş maçına kadar şampiyonluk için yeterli dediğimiz Onana, Pina ve Batagov’un bu kadar formsuz ve ruhsuz halleri takımın içinde yangın mı var şüphemizi artırıyor açıkçası.
Rakibimizin de Osimhen, Jacobs, Singo gibi yıldızları eksik, Lemina, Torera gibi önemli parçaları da rotasyona sokulmuş haldeydi. Üstelik Sara ve Sane dışındaki futbolcuları yüzde kırklarla, ellilerle katkı verdiler takımlarına. Yani biz sahada yürüyen, uyuyan bir takımdan fark yedik.
Onana’nın, United FC ayarlarına hızla geri dönmekte olduğunu izliyoruz hüzünle, hayretle. Giydiği formadan, oynadığı takımdan büyük olmadığı, ukalalığına ve hadsizliğine izin verilmeyeceği şiddetli bir biçimde tebliğ edilmelidir kendisine.
Kucağına aldığı doksan kiloluk İcardi’yi ancak boğazına sarılarak durdurabilen Serdar Saatçi yazık ki akademik milli takımlarımızın stoperi olmuştur hep.
Muçi, Benjamin ve Folca’dan kurulu orta sahamız aynen Gençlerbirliği maçında olduğu gibi Muçi’nin bölgeye uğramaması sonucu 4-2-4’e evrilmiştir. Ve o ikiden biri Benjamin’dir. Böyle bir takımın yenilmek hatta ezilmek için başka verilere ihtiyacı yoktur zaten.
Dikkatli ve seçici taraftarlarımızın gözünden kaçmayan bir ayrıntı da takımımızın duran top organizasyonlarından yerleşik düzene geçerken sergilediği acemi halleriydi. Sağa doğru koşan, sola doğru koşan, öne yürüyen, arkaya depar atan ve bu esnada top oyunda, kimsenin umurunda da değil. Galatasaraylı futbolcular da bizimkiler gardlarını alsınlar diye top çevirip oyalanıyorlar. Yerleşik düzenimizi kaos düzenimizden daha yumuşak buluyorlardı galiba.
Fatih Hocayı bazen çözemiyoruz ayık kafayla. Takım maça motive değil, ortada bir oyun yok mücadele yok, ümit yok ve yetmiş dakika başlayan onbir devam ediyor. Enteresan diyebiliyoruz sadece.
Bir gün önce büyük takım, bilge hoca raconu kesip mağlubiyete hamaset doğramayı da yakıştıramadık Fatih Tekke’ye. Ya olduğu gibi görünmeli ya göründüğü gibi davranmalı sevgili Hocamız.
Zordur evet, pahalıdır evet, sınırlıdır evet ama bu takıma net iki stoper, bir sol bek, bir sol açık su kadar ekmek kadar şart, acilen...
Vişça, Saviç ve Nwakaeme’yi de artık malulen mi olur EYT’den mi olur bilemem emeklilik işlemleri için salıverin gayri...