Son iki gündür okullarımızda yaşanan şiddet ve dehşet eylemlerinin yarattığı toplumsal tramvayla yüzleşiyoruz.
Daha acısı yüzleşmeyi de beceremiyoruz yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz.
Menfur vakanın eylemsel tarafını emniyet zaafına, zihinsel tetiklenme yönünü televizyon dizileri ve dijital oyunlara havale etme mütalaası arızalıdır, talidir. Esas ıskalanmaktadır.
Muhtemelen ergen olmayan veya yeni ergen bir çocuğa, arkadaşlarına katliam yapacak motivasyonu ancak psikolojik kişilik bozuklukları sağlayabilir.
Erken çocukluk döneminde arzuları, ihtirasları söndürülmemiş, bir prens bir veliaht edasıyla büyütülmüş çocukların büyüdükçe paranoyak tutum ve davranış geliştirme hasletleri olacağı söyleniyor uzmanlarınca.
Sağ olsun bizim vizyonsuz ve sorumsuz medyamız fırsat eğitimi imkânımızı heba ediyor. Kardeşim bu vakanın kriminal boyutu ile iştigal etmek yerine bir pedagog, bir çocuk psikoloğu, bir davranış bilimci çıkarsanız yayına aydınlatsa bu olayı da toplumu da ne kaybedersiniz!
Elbette bu olayda iddia edilen unsurlarında tahrik ve teşvik katkıları olmuştur. Lakin biz şayet ruhen ve bedenen sağlıklı, mutlu, ahlaklı ve merhametli çocuklar yetiştirmeye muvaffak olursak ne o mafyatik televizyon dizileri, ne o lanet dijital oyunlar bozabilir geleneksel kodlarımızı.
MEB’in son yıllarda üzerinde durduğu "değerler eğitimi" sosyal bünyeye organ nakline benziyor. Ailede filizlenmemiş, sokakta gözlenmemiş, toplumda içselleştirilmemiş değerleri, töreleri eğitim kurumlarında kalıcı davranışlar haline getiremezsiniz. Organ nakli misali değer nakli metodu, dostlara alışverişte görünme işgüzarlığıdır.
Kaldı ki bu değer nakli operasyonunun bir kısmını liyakatsiz, basiretsiz, pedagojik yetersiz tabiri caizse ne idiğü belirsiz şahıslara, yapılara havale etmekte ayrıca gariptir.
Okulların güvenliği silahların caydırıcılığıyla değil pedagojik hassasiyetlerle, idari meziyetlerle, bilimsel tasarruflarla, adanmış öğretmenlerle, sorumlu velilerle ve mutlu çocuklarla sağlanabilir, sağlanacaktır ancak.
Meslekten emekli olmuş bir emekçi olmam hasebiyle bazı tespit, tedbir ve tavsiyelerim olacak nacizane.
Balık baştan kokar mottosu gereği Sayın Bakanın ve inayetiyle atanan ekâbirinin en kısa zamanda istifaları çözümün başlangıcı olacaktır. Türk milli eğitiminin temel amaç ve görevleri yerine siyasal ve merdiven altı dinsel öğretilere ram olmuş zihinlerle bu trajik gidişin engellenmesi mümkün değildir.
Milli Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatı ve bilhassa okul müdürleri sendikal ve siyasal hasletlerden arınmalıdır.
Öğretmen ve idareciler hiç bir bilimsel ve pedagojik artı değer yaratmayan sözde projelerden, etkinliklerden, seminerlerden yani angaryadan kurtarılmalı ve sınıflarına, okullarına, esas vazifelerine odaklanmalıdırlar.
Rehber öğretmenlerin çocuklara yönelik psikolojik tanılama ve yönlendirme yetkileri artırılmalı, veli onayı kaldırılmalıdır.
Çocukların davranış tipleri ve bozukluklarının en net ve rahat ortaya çıktığı, gözlenebildiği teneffüs uygulamalarında idarecilerde, rehber öğretmenler de odalarında oturup çay kahve muhabbeti yapmamalıdırlar. Okul bahçesinde ve koridorlarında bulunmalıdırlar. Hatta rehber öğretmenin çalışma odası okul bahçesine hakim konumda dizayn edilmelidir.
Şiddet eylemlerinde bulunan hatta meyilli olduğu tespit edilen çocuklarla ilgili alınacak tedbirler ve disiplin uygulamaları sadece okulun uhdesine bırakılmamalıdır. İlgili okulun bulunduğu idari birimin emniyet amiri, jandarma komutanı ve cumhuriyet savcısının da aileye ziyaretleri ve ya ikazları sağlanabilir. Böylece ailenin ve çocuğun işin vehametine varmaları daha erken daha kolay olacaktır. Çünkü öğretmenin veya okul idarecilerinin toplumsal itibarı da yaptırım gücü de yerle yeksan edilmiştir.
Elbette eğitimde fırtına ekenler çiçek hasadı yapamaz, yapamayacaktır. Kaybettiğimiz öğretmenimize ve çocuklarımıza rahmet, ailelerine, sevenlerine ve asil milletimize başsağlığı diliyorum.