Spor; dostluk, rekabet ve fair-play taşıyıcıları üzerinde inşa edilmiş bir kültür ögesidir. Taşıyıcıların birinden feragat etmek mümkün değildir. Geçen yıl Trabzon’da oynanan maçta roller tam aksi yöndeyken de aslanlar gibi mücadele olmuş, Giresunspor kendisine yakışanı yapmıştı. Dün akşam da her iki takım sevenlerinin başını öne eğdirmeyecek karakteri alabildiğince sergilediler çimlerin üzerinde.
Son oynadığı on deplasman maçında iki beraberlik, sekiz mağlubiyet alan Trabzonspor misafir, son oynadığı on iç saha maçında iki galibiyet alabilen Giresunspor ev sahibiydi. Tabiri caizse körle topalın düellosu işte.
Yine de ev sahibinin can derdinde olacağı misafirin et bulma imkanı bulamayacağı spor ulemasının ortak öngörüsüydü.
Bjelica’nın Bardhi, Bakasetas, Siopis’ten müteşekkil sünger yumuşaklığı ve sıcak pide kıvamındaki orta saha tercihi de Giresunspor için piyangoydu.
Heyhat ki Giresunspor haftalar önce kaybettiği İstanbulspor maçıyla ölmeden cenaze namazı kılınmış futbolcu grubuyla baş başa kalmış. Üzgünüm ama bu takıma mucizeler dahi yardım edemez.
Rakip takımın kalesine ilk isabetli vuruşunu seksenli dakikalarda yapabilmek can havli duygusunun dozajı olamaz.
Ekibimiz, rakibimizin de misafirperliğinden (!) istifade ederek güle oynaya goller buldu.
Skor dönülmez akşamın ufkuna varınca ‘Hocamızın’ bir iki genç futbolcuyu staj niyetine sahaya çıkarmasını beklerdik, bekledik. Bizimki cesaret edemedi. Belli ki gençleri otobüste boş koltuk kalmasın diye almış yanına. Sahaya biri kiralık diğeri tekaüt iki misafir takviyesi yaptı. Rakibimizin ‘Hocası’ ise bize ait iki genci korkusuzca soktu savaşa. O iki genç mücadeleye hırs koydu, akıl koydu, skor koydu. Bravo Faruk Can, tebrikler Murat Cem.
Neticede takımımız gönlümüzün ve duygularımızın med cezirinde bir galibiyet kazandı. Keşke....