Akşamki mücadeleden önce ekseri Bordo - Mavi gönüldaşların beklentisi kabul edilemez bir skor ve Bjelica’nın işsiz kalması yönündeydi. Belki acı olacak ama bu yönde temennilerde dile getirildi bağırlara taş basılarak.
Benim nacizane beklentim ise Trabzonspor’un bir Anadolu takımı karşısında öngörülen rolüne razı olmayacağı, karakter koyacağı, hırs yapacağı ve puan/puanlar alacağı yönündeydi.
Beklentim, Trabzonspor’un ilk on birini medyadan öğrenene kadar canlı ve iddialı kalabildi. Açıklanan esame listesine vakıf olunca sadece okuduğunuz cümleleri üretebilmek dışında maçın bir anlamı kalmadı benim için.
Esame sözcüğü aslında Kapıkulu askerlerinin kayıtlarının tutulduğu evrak/defter anlamındadır. Dün sahaya çıkan on birimiz ve sonradan dahil olanlar kimin kapıkulu olduklarından bihaber idiler.
Abdüş’ün liste dışı kalması ile ilgili Bjelica’nın beyanını samimi bulmadığımı belirteyim öncelikle. Geçen hafta rotasyona tabi tutulan öz evladımızın bu durumun kronikleşmesine seyirci kalmamak adına... Cümlenin devamını yazmaya gönlüm elvermedi. Siz anlamışsınızdır.
İki üç haftadır elini, kolunu hatta bütün gövdesini takımı adına taşın altına koyan M. Can Aydın’ın yerine hiç bir vasfı Trabzonspor’da bulunmasına sebep teşkil etmeyen Larsen’le başlamakta diğer bilinmezlerden biriydi. Mevkisinde Boey, Osayi Samuel gibi performansları seyredince Larsen’e layık görülmek insan hakları ihlali gibiydi.
Yine iki üç haftadır hatta transfer edildiğinden beri performans adına sefillik kategorisinden çıkamayan Bardhi’nin her maç sahaya çıkarılması, sahada tutulması, umut bağlanması futbol akıl ve otorite yoksunluğudur. Fred’in, Mertens’in takımımızdaki karşılığı Enis Bardhi ise ligin başında havlu atmayı kabulleneceksin.
İyidir, kötüdür. Beğenirsin, beğenmezsin. Yeterli bulursun, bulamazsın. Bu takımın tek atletik futbolcusu Trezaguet’dir. Özellikle deplasmanlarda onun driplinglerine, slalomlarına, çoğu karavana da olsa şut ve ortalarına imkan sağlanması mecburidir. Bölgesinde ki Orsic ve Pepe dönene kadar ilk tercih Trezaguet olmalıyken Fountas tercihi akşam ki mağlubiyetin vesilelerinden biriydi. Ligin en formda, en fırıldak (!) kramponu Yusuf Sarı’nın bölgesinde Eren’e yardımcı olarak Fountas’ı görevlendirmek fikri kura çekilse kabul görmez vallahi. Bu saçmalık neticesinde Yusuf Sarı sakatlanana kadar canımıza okudu. Aldı, verdi, sürdü, ortaladı, şut attı…
Karşılaşmanın ilk yarısında rakip ceza alanında iki kere topla buluşan, biri isabetsiz iki şut atan ve en acısı iki FAUL yapan takım Trabzonspor’un değil A takımı akademi takımları da olsa kabul görmez beyler! Birileri Hırvat Hoca’ya futbolun şehrimizde bordo-mavice oynandığını izah etmelidir. Bordo mavi futbol anlayışının her gün ve her yaştaki insanı, şehrin halı saha, semt saha, sokak araları ve boş arsalardan hastanelerin ortopedi servisine taşıyan değerler olduğu öğretilmelidir.
Maçtan sonraki rutin basın toplantısında dile getirdiği "Yenildik ama ezilmedik." mealindeki demeci Trabzonspor’un ancak cenaze (!) töreninde dillendirilebilecek demeçler grubuna girebilir.
Takımımızın sahip olduğu futbolcu normuna baktığımızda çağdaş futbol üretebilme meziyet ve gücünün olmadığı aşikar. Bir kısmı teknik, bir kısmı fizik, bir kısmı hız yönünden eksiklerle dolu. Özellikle orta saha sorunu mevcut stokla zor halledilir. Baka, Abdüş, Berat, Umut, Bardhi, Mendy ve Fountas’tan oluşan bu bloktan Mendy, Berat ve önlerinde diğerlerinden biri şimdilik en verimli tercih olacaktır kanaatindeyim.
Sayın Başkan ve yönetiminin önümüzdeki sezonlara bakma moduna girmeleri artık kaçınılmazdır. En yakın transfer döneminde uygulamak üzere Bardhi, Larsen, Fernandez, Kourbelis ve Tekliç’in turistik maceraları sonlandırılmalıdır. Bu ayrılıklardan doğacak maddi avantaj ve yabancı normu bir sağ bek, sol bek ve sekiz numara için değerlendirilmelidir.
Maçın hakemi hatasız bir yönetim göstermiştir.
Bu mücadelede arkadaşlarının aksine üstün gayret ve çabalarına tanık olduğumuz Ounachu’yu da görmezden gelmek olmaz. Var olasın Uzun Adam...