Dün akşam ligde oynadığımız dördüncü maçı da diğer üç maçta olduğu gibi kaybetmeye yakındık. Hatta layıktık.
Hani fakirin tavuğu tek tek yumurtlarmış ya bazen Uğurcan’ın ellerine takıldı bir puan bizde kaldı, bazen rakip forvetlerin ayaklarına dolandı hediyemiz oldu.
Şu durum tespitini yapalım da biraz ferahlar belki nefes alır ümidimiz. Takımımız ilk oynadığı resmi maçta dahil bu sezonun en dar rotasyonu ile sahadaydı. Sezonun kalan bölümünde ilk on bir oynamasını beklediğimiz Banza, Cham, Visça, Serdar statü/ceza gereği yoktular. Rotasyon kalitesi, yararı hiç de fena olmayan Enis Destan’ı da göz ardı etmemek lazım.
Sakatlıktan söz açılmışken bu Saviç’in şayet kaskosu yoksa işimiz zor. Ya sakat ya olmak üzere. İçimden bir his kulübümüzün sakata getirildiğini fısıldıyor yüksek tında.
Futbol kolektif bir aktivitedir. Oyunda rol alan bütün aktörlerin kümülatif katkıları toplamı ta da ortalaması kazananı, başaranı belirler. O yüzden bireysel tenkitlerden ziyade takım ve oyun yeterliliği üzerinden analiz yapmak zarurettir.
Abdullah Hoca’nın kontrollü ve dölek oyun stratejisi ekseninde kurduğu bu takımı back to back oynatmaya yeltenirseniz ya sigorta atar ya devreleri yanar.
Beşiktaş maçının ardından takımın oyun alışkanlıklarını uzun vadeli değiştirmekten söz eden Şenol Hoca’nın dört günde takımı değil ama fikrini değiştirdiğini iddia edebiliriz.
Ön ve geriye sprint atabilme kabiliyeti iki üç futbolcuyla sınırlı olan ekibimizin önde oynama isteği takım savunmasını helak eder, etti, edecektir. Zaten tek hamlelik, hantal donanımlı iki stoperin bu durumu telafi edebilmesi düşünülemez bile.
İkili mücadelelerin hemen yekününü kaybeden, rakibin deparlarına karşılık veremeyen, temaslı müdahalelerden sakınan, kaçınan futbolcu topluluğumuzun fiziki yetersizliği bas bas bağırıyor. Yetersizlik dedim ama yeterli kalmayabilir de bu sözcük. Facia, komedi...
Savunma beklerinden teşebbüs babında da olsa görmeye başladığımız hücumda alternatif yaratabilme çabalarını orta saha rotasyonunda ara ki bulasın. Dripling yok, şut tehdidi yok, ikiye bir yok, kilit pas yok üstüne savunma, savuşturma, engelleme de yok. Bu yok oğullarından kurulu merkezin anamızı ağlatma süreci kış transfer dönemine kadar devam edecek gibi.
Diğer bir yapısal derdimiz oyun liderimizin olmayışı. Sahadaki on bir kişi yurttan sesler korosu gibi. Farklı enstrümanlar ve değişik ezgilerle sahnedeler. Maçın anlarında hedef ve taktik oryantasyonu sağlayacak, belirleyecek ve yenileyecek Hamsik, Bakasetas tarzı akıllı, hırslı krampon eksiğimiz nasıl giderilir bilmiyorum.
Dün skor iki sıfır aleyhimizeyken oyuna giren Lundstram’ın takımı motive edebilmek adına çırpınışları dikkat çekti. Belki yukarıda bahsettiğimiz yaraya merhem olabilir.
Visça, Nwakaeme gibi oyun senaristi futbolcularımızın mutlaka sağlıklı ve sahada olmaları ya da sayıların artması takımımız için, skor için, temaşa için, hedeflerimiz için ön şartlardandır.
Şenol Hoca’nın işi zor. Onun oyuncularına, bizim ona gerekli sabır ve zamanı göstermemiz, tanımamız gerekir.
Hiç tarzım değil ama maçın hakemi aldığımız bir puanda hak sahibidir diye düşünüyorum. Nacizane vicdanım, Nwakaeme’nin oyundan ihracına ikna olup burnunu kırdığı Gökhan’ın kızarmasına razı değil...