Beynelminel futbol platformundan yerli ve milli olanına dönüş yaptık. Futbola dair kaliteyi, görselliği, aktörleri, akıcılığı, zevki, düzeni, centilmenliği en üst dozda seyrettik, yaşadık. Lakin bize ait heyecanı, kaosu, üzüntüyü, pişmanlığı, sevinci, düdüğü, güldüğü de özlemedik değil.
Bu Katar hadisesine dair birkaç cümle yazmamak olmaz. Futbol arşivinde oyun, oyuncu, antrenör, takım veya felsefe kaydı bulunmayan küçük bir Arap Şeyhliği dünyanın en büyük futbol organizasyonuna nasıl ev sahipliği yaptı? Futbolun uluslararası, kibir katsayısı maksimum, baronları nasıl ikna oldular? "Endüstriyel futbol" terimi yukarıdaki soruların cevabını veriyor aslında. Endüstriyel futbolun Türkçesi; futbolda üretilen, döndürülen sermayenin futbol üretimine katkısı olmayan kişi ya da zümrelere aktarılmasıdır. Öyle ki bir petrol dükası milyarlarca doları gözden çıkararak futbolun marka değerini satın alabilmiştir. Ne üzücü değil mi milyarlarca dolar harcanarak futbolun marka değeri düşürülmüştür. Neyse biz maça dönelim.
Avcı’nın "Kasım dan sonra değişeceğiz, dönüşeceğiz" vaadini ne yazık ki ölçemedik. Ölçemedik çünkü Samsunspor’un ne yeterliliği ne azmi normal şartlar altında değildi. Yine de bazı bireysel performansları test ettik. Kısaca değinelim. Bir kere Bardhi, Larsen, Doğucan gibi işlemcisi zayıf futbolcuların takıma da oyuna da yardımcı olmaları çok zor. Hüseyin ve Gbamin gibi oyuncuların joker olma yeterlilikleri yok. Ancak kendi mevkilerinde verimli olabilirler. Samsunspor’un yarı atletik üçüncü sınıf forveti Laura karşısında fiziksel zaafa düşen Gbamin’i Batsuayi, Valencia, King gibi yüksek torklu forvetlerle eşleştirmek bayağı adaletsizlik olur.
Trezeguet ve Naci vasatın üstüne çıkan futbolcularımızdı. Naci’nin gerek hücuma gerekse savunmaya katkısı umut verdi. Umarım böyle devam eder ve rotasyon süresini uzatır.
Ziraat Türkiye Kupası’nda bir üst tura çıkan takımımızı tebrik ediyor Cumartesi günü başarılar diliyorum…