Futbol, ayakları üzerinde durabilme kabiliyeti olan her yaştan ve cinsten insanın hobi, amatör ve ya profesyonel seviyede; bildiği, sevdiği, oynadığı bir spor branşıdır.
Bir okulu, doktrini ya da akademik donanım şartı, süreci de yoktur. Profesyonel manada icrası için fiziki ve teknik yeterlilik gibi iki ilkel, sıradan farkındalık gerektirir.
Yani siz, biz, diğerleri profesyonel seviyede oynayamasak da oynanan oyunu, oyuncuları diğer aktörleri ve faktörleri değerlendirme, eleştirme ve kıyaslama bilgisine, görgüsüne, hakkına sahibiz.
Antrenman teknikleri, fiziki gelişim ve donanım müfredatı, diyetetik departmanı, maç analistleri, mental bilimciler gibi antre sürecinin yönetimi ve vasıfları tabi ki tespitimiz haricindedir.
Yukarıdaki paragrafların nedenine gelelim. Futbol yazarlığı, yorumculuğu zor bir uğraş alanıdır. Konusu, zamanı ve ritüelleri dar ve benzer mahiyettedir. Ya tekrarlara mahkumsunuz ya da paradokslara, bahanelere, gereksiz ayrıntılara...
Dün gece yaşanan yüz kızartıcı oyun ve skorun sürpriz olmadığını çok değil geçen hafta naçizane değerlendirmiş, sebeplendirmiştim. Takımımızın skora endeksli, anlık performans göstergelerine değil norm kadro yetersizliğine, vasıfsızlığına ve mühendisliğine dair tespitlerimi hatırlatmak istiyorum. Meramım ukalalık değil tekerrüre düşmemektir.
"Bu takım tam kadro ve kapasiteye ulaştığında daha fazlasını vadediyor mu?” sorusuna cevabımız "Maalesef" olacaktır.
Çünkü; Eren, Okay, Bardhi, Lundstram, Mendy, Vişça, Denswil, Serdar, Umut Güneş, Orsiç, Barisiç gibi futbolcuların kapasite kullanım düzeyleri yüzde yüze yakın. Yani maksimumları bu.
Saviç ve Nwakaeme'nin de sağlık ve sakatlık handikapları bitmeyecek gibi görünüyor.
Başakşehir maçında bazı istatistiklerimiz düzelse de hücum aktivitelerimizdeki kısırlık, verimsizlik devam ediyor. Bu alan rakiplerimizin çok adamla ve cansiperane direnciyle savunuluyor. Bu direnci kaba kuvvetle değil ince dokunuşlarla, kıvrak hareketlerle, pratik ve senkron zekayla devre dışı bırakabiliriz ancak. Yani hücumda futbol sanatçılarına ihtiyacımız var. Sadece Vişça ile bu kadar olur.
Camiamızın Şenol Hoca’dan beklentilerini yukarıdaki realitelere göre yeniden güncellemesi gerekir. Bu ekibi Guardiola ve Ancelotti, Klopp'tan oluşan bir konsorsiyuma da havale etseniz "Trendyolda" hedefe koşturamazsınız.
Tamam hedefe koşamayacakları aleni de dün akşam yürüyemeyeceklerini de cümle âleme gösterdiler.
Siz Göztepe’nin oyun ve oyuncu güzellemelerine aldanmayın sakın. Rakibimiz üç beş atletik ama vasat futbolcunun bizden kaynaklı performansıyla kazandı.
Maç sonunda Uğurcan’ın ve Şenol Hoca’nın beyanlarından anladık ki ekibimizde saha içinden çok dışında kaos yaşanıyor. Takım içinde klikler, düalite ve kargaşa hakim.
Madem kol kırıldı ve yen dışarı çıktı artık Sayın Doğan'ın ve yönetimin enfeksiyonlu hücreleri tecrit veya tedavi için derhal harekete geçmesi elzemdir. Yoksa bütün vücuda sirayet edecek kaotik hal başta kendileri olmak üzere bütün camiayı perişan edecektir.
TFF Profesyonel futbolcu sözleşmeleri, CAS’ın, FIFA’nın içtihatları gereği performans düşüklüğü bir futbolcunun disiplin cezasına cevaz vermemektedir. Zaten hiç bir efektif katkısı olmayan boş beleş futbolcuların haklı sözleşme feshine ve tazminat talebine maruz kalmayacak tedbirler alınmalıdır.
Uğurcan'ın takım arkadaşlarını basın yayın yoluyla tahkir etmesi ne kaptanlığına ne insanlığına ne de sporculuğuna yakışmamıştır. O zümreye bu günden itibaren kaptanlık, önderlik, rehberlik yapabilme şansı kalmamıştır. Yönetimin bu hususta da tasarrufunu bekliyorum.
Gelecek hafta yapacağımız geleneksel "Fenerbahçe Meydan Muharebesi"ne kadar bütün takımın ve teknik ekibin umut hakkından yararlanması taraftarıyım. Hayır, o maça bu sakat ve sakatatlardan arınarak çıkmalıyız diyenlere de saygım sonsuz.
Şenol Hoca’nın da takımı Fenerbahçe maçına moral, motivasyon ve taktik açıdan çok iyi hazırlaması gerekir. Şapkadan tavşan çıkarma hobisini başka müsabakalara saklamalıdır. Evli evinde köylü köyünde oynamalıdır.
Zaten o maçtan sonra ya esenlik ya kıyamet...