Bugün futbolu bu hale getirenler, ektikleri kötü tohumların hasadını yapıyorlar.
Çocukluğumuzda ve gençliğimizde de futbol kirli idi ancak bu kadar etrafa mikrop saçmıyordu. Fındık başağına gidip sattığımız fındığın parasıyla 7-8 saat kuyrukta bekleyerek gidip seyrettiğimiz futbol, günümüz futbolunda sütten çıkmış ak kaşık gibi idi. O zaman da hakem hataları hatta bilerek büyük takım lehine düdükleri de vardı ancak inanın şu anki futbol ortamından çok daha temiz çok daha insancıl bir ortam vardı.
Bir çoğumuz hatırlar, İstanbul’da üç büyüklerle Trabzonspor maçları vardı ve stadyumun yarısı Trabzonsporlu idi. Üniversite yıllarımda il dışında Elazığ’da okudum her Trabzonsporlu gibi bir çok maçı toplu ortamlarda azınlık olarak seyrettim ancak Trabzonspor’un Avrupa maçlarında hep beraber sevindik. Galatasaray’ın Avrupa maçlarında, Fenerbahçe’nin, Beşiktaş’ın ve de en önemlisi Milli Takım’ın maçlarında hep beraber sokaklara döküldük. O dönemlerde futbolun içine bahis olarak sadece Spor Toto girmişti, aslında bu bir nevi futbolun içine giren ilk virüstü.
Zamanla İddia, bahis, şike vs ile futbolun atmosferi tamamen enfekte oldu. Şike yakalanmasında serbestti sonra yakalansan da serbest bir hale geldi, yakalananlar önce kendileri itiraf ettiler sonradan kanunlar çıktı, siyasiler devreye girdi bir anda tertemiz oldular.
Dolayısıyla adaletin gücü yerine güçlülerin adaleti baskın çıktı, suçlular güçlü, hakkı gasp edilenler de düşman oldu.
2011 yılı futbolu temizlemek için bir milattı ve de bir fırsattı. Ancak bu da görmezden gelindi, haksızlığın ve hukuksuzluğun üzerine devam eden futbol gittikçe değer kaybetti. Değer kaybettikçe üç büyükler daha çok kollanmaya başlandı. Artık öyle bir hale geldi ki üç İstanbul takımı kendi aralarında sen daha çok kollandın ben daha çok kollandım yarışına girdi.
Sonuç futbolun marka değeri, seyir zevki bitti. Artık sahadakiler futbol oynuyor gibi gözükse de saha dışında birileri futbolla acayip oynuyor. Son olarak geçen hafta hakem darp edildi, bir kişinin şiddete maruz kalmasına her ne sebep olursa olsun karşıyım. Bu konuda birçok arkadaşımla ters düşsem de fikrimde bir değişiklik yok. Bir an için şiddete onay veren arkadaşlarımla aynı fikirde olduğumu düşünerek şiddeti onaylasam evet şiddeti onayladık diyelim; hakemler değişecek mi asla değişmeyecek. Çünkü onlar güçlüden yana tavır alacaklar, çünkü güçlüden yana olmayanın sistemde yeri yok. Örnek mi “Fenerbahçe-Trabzonspor maçında seyirciden etkilendim, Osai Samuel’i ikinci sarı karttan atamadım” diyen Zorbay Küçük, Kayserispor-Fenerbahçe maçına atandı. Yine aynı maçın VAR hakemi Mete Kalkavan Trabzonspor’un doğranmasının karşılığı olarak hakemliği bitti derken ödülünü tekrar maç alarak almış oldu.
Son olarak bu akşamki maçta İstanbulspor başkanı hemşerimiz Oflu Ecmel Faik Sarıalioğlu; bana ve hakeme göre tertemiz bir pozisyonun devamında Trabzonspor’un attığı ikinci golden sonra güya takımının hakkının yendiğini düşünerek takımını sahadan çekiyor. Kendince haklı olabilir, bu hareketi bir Fenerbahçe, Galatasaray ya da bir Beşiktaş maçında yapabilir mi?
Sorun tam da burada başlıyor, bir Trablus ancak kendisine zarar verir.
Ne olacak şimdi; kim bu kirli futbola daha fazla tahammül edebilir? Hakemin darp edilmesiyle hakemlerin eline bir koz geçti. Sahaya çıkmayarak dik durabilirlerdi onlar treni kaçırdı. Bir tren de İstanbulspor’la geldi. Hakkının yenildiğine inanan ve de kamuoyunca da haklı görünen bütün takımlar sahadan çekilsin inanın geriye sadece üç İstanbul takımı biraz da Trabzonspor kalır. Onlar da kendi çalsın kendi oynasın.
Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş büyük takımlardır, bunu kimse inkâr etmiyor ancak Anadolu takımları ve de Trabzonspor olmasa ne yapacaklar? Kendi aralarında 6 maç yapacaklar sonra lig bitecek. Bu halleriyle kim seyredecek ya da tutacak bu takımları.
Takımların büyüklüğü rakiplerinin gücüyle ölçülür.
Bu kadar uzun yazdıktan sonra saha içine dönelim. Trabzonspor ne mi oynadı?
Trabzonspor’un oyunu P harfi ile B harfi kadar farklı. Genelde bu P harfini biz hep yanlış kullanırız. En büyük zaafımız “PAS”… Yana, geriye, kaleciye ama ileriye değil. Bir de yapmamız gereken “BAS”… Yani rakibe, topa her yere BAS… İşte bütün mesele bu... PAS mı yoksa BAS mı?
Biz P’yi B olarak anladığımız an, oyun anlayışımız da değişecektir…