İlk defa maçın sonucunu beklemeden maç yazımı yazıyorum.
Trabzonspor her maça böyle gevşek başlıyor ve sonuç hüsran. Öncelikle Monaco tribünlerindeki Trabzonsporlu taraftarları ayakta alkışlıyorum. Helal olsun. O taraftarlarımızdaki coşkunun onda biri kulübedeki teknik ekip ve sahada gezinen sözüm ona futbolcuların hiç birinde yoktu.
Bizim oyun sistemimiz aynen gevşek don lastiği gibi… Topu hasbel kader orta sahaya kadar kağnı hızıyla getiriyoruz hooop lastik gevşeyip düşüyor. Bir geri pası ile topu kalecimize atıyoruz. Öyle ki yere göğe sığdıramadığımız Hamsik bile topu geri oynuyor. Top takım arkadaşına çarpıyor rakibe geçiyor ve Hamsik takım arkadaşına kızıyor. Bu nasıl bir oyun, nasıl bir taktik nasıl bir anlayış anlamakta zorluk çekiyorum.
Orta sahada serbest vuruş kullanıyoruz, yenik durumdayız ve kendi kalecimize oynuyoruz. Şimdi Trabzonspor cesur oynasa oyunu ileride kabul etse ne kaybederdi. Hiç bir şey! Belki de maçı alırdık.
Bir deyim var, ‘olanlara Fransız kalmak. Biz gerçekten futbola Fransız kaldık. Bu da çağdışı oyun anlayışımız sayesinde oluyor. Burada sorumlu yüzde yüz hocadır. Hocada olmayan cesareti futbolculardan beklemenin bir anlamı yoktur.
Bu futbol anlayışı beni olduğu gibi hiç bir Trabzonsporluyu da tatmin etmiyor. Futbol bir temaşa oyunudur, sadece sonuç odaklı bir futbol anlayışını ben kabul etmiyorum.
Özellikle ve öncelikle Abdullah Hoca takım kurgusunu ve oyun anlayışını mutlaka sorgulamalıdır. Başkan ve yönetim, onlar da kendilerini sorgulamalılar. Bu Bartra ve özellikle de Bardi’yi neden ve nasıl aldılar? Bu adamlar İspanya liginde nasıl oynadılar? Gerçi İspanya ligi çok sert bir lig değil ancak Süper Lig’den de mi kötü? Bu adamları seyredince bunlar gibi topçulardan halı sahalar dolu. Bartra’nın Mustafa Yumlu’dan ne fazlası var. Bence çok daha kötü ya da takımla kanı uyuşmuyor. Bardi, Abdülkadir Ömür’ün şu kötü halinden bile daha kötü… Aynı bölgede aynı tipte Abdülkadir, Bardi ve Naci var hepsini toplasan beğenmeyerek gönderdiğimiz Yusuf Sarı kadar değerleri yok.
Topla en çok buluşan futbolcu Uğurcan. Onun da ahı gitmiş vahı kalmış. Kalede donuk, beyin olarak hiç oyunla alakası yok. Topu oyuna sokma ve degaj yapma özürlü bir buz adam olmuş. Bu tip oyuncular oynatılarak kazanılmaz, kesinlikle dinlendirilmeli.
Bakasetas varsa Bakasetas oynar. 3-0 dan sonra onu oyuna atmamın bir anlamı yok. Şu anda Monaco’daki taraftarların ruhuna hitap eden tek futbolcu odur. Onu oyuna sokup ta neden sakatlanma riski alıyorsun ki! Sen oraya zaten yenmek için gitmedin ki! Şimdi maçtan sonra hangi Lafonten masalını anlatacaksın merak ediyorum.
Bir lafım da Maxi Gomez’e… Artık VAR diye bir sistem var. Faulü aldın o tekmeyi atmanın anlamı ne? Ha şunu da belirteyim o kırmızı kart olmasa da bu oyun anlayışı ile iyi bir sonuç almak mucize olurdu. O kırmızı kart mucizeyi de ortadan kaldırdı.
Hakemi konuşacak kadar bir oyun ve skor yok. Ancak bu Gürcü hakemin de VAR sisteminden önceki İstanbul takımları ile Anadolu takımları arasında oynanan maçların tipik hakemlerinden bir farkı yoktu. Çok rezil bir maç yönetti. Ancak dedim ya hakemi konuşacak kadar bir varlık gösteremedik.
Sözün özü; bu futbol bana göre değil ve inancım odur ki bu futbol anlayışı da Trabzonspor taraftarın hayal ettiği bir oyun anlayışı değil. Çözüm yeni bir oyun anlayışıdır. Maç başlar başlamaz önde basan, sürekli arayış içinde olan, hızlı düşünüp hızlı oynayan, yeterli skoru aldıktan sonra oyunu kontrol eden bir anlayışla maçın sonunu getiren bir oyun istiyorum. Bu takım bu oyunu oynar ancak birileri Abdullah Avcı’yı buna inandırmalı…