Geriye baktığımızda yabancı hoca alıp da başarılı olduğumuz tek bir dönem var; Urbain Breams dönemi.
Onun dışında, hayal kırıklığına uğradığımız bir çok hoca sayabilirim. Biskup, Leekens, Brigel, Halilhodziç, Sunderman, Gordon Milne, Lazaroni, Hugo Broos, Şota, Edi Newton ve son olarak da Nenad Bjelica… Bütün bu hocaların futbol bilgisini tartışacak değilim ancak Trabzonspor’a hiç bir şey vermeden hayallerimizi paramparça ederek tarihe geçtiler.
Trabzonspor’un milyon Euro’larını aldılar ancak geriye hep bir enkaz bıraktılar. Bütün bu hocaları Trabzonspor’un başına getiren yöneticiler tarihten hiç bir ders almadılar, en son olarak yine bir yabancı tercihi, yine bir hayal kırıklığı ve yine bir yıkım. Ne kadar işe yaramaz yabancı varsa takıma doldurdular ve takımı enkaza çevirdiler. Şu takımdaki Larsen’i, Trezequet’yi, Bardhi’yi, Benkoviç’i, Visca’yı, Bania’yı, Bakasetas’ı ve daha nicelerini bu haliyle kim alır.
Aslında bu saydığım yabancılar bu kadar da kötü değiller, mutlaka bir potansiyelleri var ancak at sahibine göre kişner.
Bakasetas takım içinde takım; çöplüğün horozu gibi.
Bardhi egoist (Ben olsam hiç onbire almam, o gole giden pozisyonda arkadaşına pas vermeyip de kaleye vurduğu anda oyundan alırım.)
Onachu köyün gelmeyen minibüsünü bekler gibi ceza sahasına top bekliyor, adam hayatında hiç bu kadar yalnız kalmamıştı. Maçın en iyilerinden birisi idi, tıpkı uzun bacaklarıyla suyu karıştırıp avını yakalayan balıkçıl gibi ince işler yaptı ancak yalnızları oynadı.
Bir takım düşünün 201 santim boyunda bir santraforu var ve 90 dakika boyunca adama net bir ortamız yok.
Bjelica’nın sözleşmesinde Bardhi her zaman ilk onbirde oynayacak diye bir madde mi var anlayamadım.
Takım eldeki en iyi kadroyla sahaya çıktı ancak Bardhi hariç. Umut Güneş neden kadroda yok anlamış değilim.
Uğurcan’da bir düzelme var ancak topu yumruklamak aklına gelmiyor ve her topu sektiriyor. Bu akşam en beğendiğim futbolcu Berat’tı. Berat’ın yanına o alamadığımız sekiz numara olsaydı bir takıma benzeyebilirdik.
Trabzonspor’un bir oyun felsefesi yok top bizde iken yavaş oyunla rakibe bir baskı kurma şansımızı kaybediyoruz. Top rakipte iken rakibe bir baskı yapmıyoruz ve bunu sezon başından beri sadece Beşiktaş’a karşı yaptık o da bizim iyi olmamızla alakalı değil Beşiktaş’ın kötü oyunundan kaynaklandı. Nitekim Beşiktaş’ın bu kötü gidişi devam etti.
Şu yediğimiz gol aynen Hatay’dan yediğimiz üçüncü gol gibi, geçiş oyunundan kopya goller yiyoruz ve takım savunması yerlerde sürünüyor. Biz korner atarken kalemizde gol görüyoruz.
Artık hakemlerin çifte standardına alıştık, Visca’ya yapılan itmeyi vermeyen hakem daha az şiddetli Onachu’nun itmesine faul veriyor ancak burada hakemi tartışıp da asıl gündemi kaçırmayalım.
Bjelica geçen yılın ikinci yarısının ortalarından beri Trabzonspor’un başında bu süre zarfında takıma kattığı ne bir oyun felsefesi var ne de bir mücadele ruhu var. Bir hoca transferde tam yetkili iken kurduğu kadroyla bir oyun formatı ortaya koyamıyorsa artık takımın başında kalmasının hiç bir anlamı yok.
Trabzonspor’un düzelmesi için öncelikle bu hoca ile yolların ayrılması şart.
Gelelim zurnanın son deliğine peki kim teknik direktör olmalı?
Benim nacizane fikrim mutlaka yerli olmalı. Akla gelenleri sayalım…
Fatih Tekke; bence olmaz olmamalı, bunu hem Fatih için söylüyorum hem de Trabzonspor için söylüyorum. Fatih önce kendisini dışarıda ispatlayacak, gelirse olası bir başarısızlıkta hem kendisine hem de Trabzonspor’a yazık olur.
Samet Aybaba; Samet Beşiktaşlı değil miydi? Şenol Güneş’e Trabzonspor dışında takım çalıştırıyor diye kızanlara sormak lazım Samet Aybaba’dan ne farkı var. Keza Rıza Çalımbay da Beşiktaş’lı değil mi? Sergen Yalçın da öyle…
Ersun Yanal mı? Bizi 3 defa çarpmamış mı idi?
En favorisi Abdullah Avcı mı? Şampiyon yaptı teşekkür ediyoruz ancak bir daha o sıkıcı futbolu görmek istemiyorum. Tıpkı şu anki Trabzonspor’u görmek istemediğim gibi.
Şu anda Trabzonspor için en mantıklı teknik direktör adayı Şenol Güneş’tir.
Bu görüşüme şiddetle karşı çıkacak yığınla takipçimin olduğunu da adım gibi biliyorum. Bunu söylerken bu teklifi eğer yapılırsa Şenol Güneş in kabul edeceğini de düşünmüyorum, tek bir şartla belki kabul eder, hani herkesin kafasında bir “Derin Trabzonspor” var ya belki onlar Şenol Hoca’yı ikna edebilir.
Peki, neden Şenol Hoca?
Herkes Şenol hocanın paracı olduğunu söylüyor; bir empati yapalım. Bir yerde başarılı oluyorsun, şampiyon oluyorsun ayak oyunlarıyla şampiyonluk elinden alınıyor camia olarak gıkın çıkmıyor, çıkamıyor. Kupan başka bir takımın müzesinde ve Şenol Güneş 6 şampiyonluğum var deyince vay efendim niye yedi demedin deyip başka yerlere gösteremediğin tepkiyi Şenol Güneş’e gösteriyorsun. Şenol Güneş Trabzonspor’da öyle ya da böyle başarılı olamadı ve Trabzonspor’dan ayrıldı, kendince ve bence de iyi bir hoca. Yıllarca Trabzonspor’da sıra mı bekleyecek? Mesleğini iyi yapıyor taliplileri de var. Gitti Beşiktaş’ta şampiyon oldu. Vay efendim neden Kartal gibi poz verdi?
Soruyorum Samet Aybaba Türkiye Kupasını aldığında sevinmedi mi? Ben Beşiktaş’lıyım bana bordo mavi eşofmanla sevinmek yakışmaz mı dedi.
Şenol Güneş tabi ki para kazanacak ayrıca mesleğini iyi yapmanın verdiği keyifle kariyerine bir şampiyonluk daha ekleyecek. Bu konudaki eleştirileri taraftar psikolojisi olarak görmüyorum. Trabzonspor’u Trabzonspor yapan efsanelerin başka bir takımda olmasının verdiği negatif duygu olarak kabul etmek gerekir.
Bir çoğumuz somon balıklarının hayat hikayesini belgesel okar seyretmiştir. Somon balıkları tatlı sularda doğarlar belli bir yolculuktan sonra okyanuslara ulaşırlar, yetişkin olurlar hayatlarının büyük bir kısmı okyanuslarda geçer. Yaşlanırlar şekilleri değişir, renkleri kızarır burunları uzar ve hayatlarının son dönemlerinde tekrar doğdukları yerlere geri dönerler. Birçoğu yolda telef olur, ayılara yem olur. Bütün bu zor şartları geride bırakan uzun burunlu, sırtları soyulmuş, koyu kırmızı kahverengi somonlar yeni nesil yavrularını üretmek için doğdukları akarsuya dönerek havyarlarını dökerler ve ölürler. Ölüleri de o havyarlara enerji olur ve somonların hayat döngüsü böylece devam eder.
‘Ne alaka?’ derseniz eğer; taraftar sabrederse Şenol Güneş’in Trabzonspor’u Trabzonspor yapan bir efsanesi olduğunu bilirse, Şenol Güneş o sırtı kamburlaşmış, burnu uzamış, rengi kahverengi kırmızıya dönmüş bir somon balığının taa kendisidir. Ve Şenol Güneş en az hepimiz kadar Trabzonsporludur, Trabzonspor ‘un bizatihi kendisidir. 50 yaşın altındaki Trabzonsporlu Şenolların isim babasıdır ve de bu yerlerde sürünen Trabzonspor’a yeniden hayat verebilir…