|
Tweet | Tarih: 02-03-2022 13:29 |
Günaydın, şunları söyledi:
“Bir ülkede makroekonomik istikrarın sağlanabilmesi için mali disiplin, kamu hizmetlerinin sunumunda etkinlik ve verimliliğin sağlanmasının yanı sıra kaynakların stratejik önceliklere göre dağıtılması ve kullanması büyük önem taşımaktadır. Ancak, ülkemizde uzun yıllardır kaynak kullanımında etkinlik sağlanamamış ve kıt olan kaynaklar tarım, sanayi ve enerji alanlarına ayrılması gerekirken büyük oranda inşaat sektörüne ayrılmıştır. Bunun sonucunda ülkemizin özellikle tarım ve enerjide dışa bağımlılığı giderek artmıştır. Rusya-Ukrayna savaşı bu durumu bütün açıklığıyla ortaya koyduğu için bu savaştan almamız gereken önemli dersler bulunmaktadır.
TARIMSAL ÜRETİM ARTIRILMALI
İlk ders almamız gereken konu tarımdır. Tarımsal potansiyelimizin yüksek olmasına ve hemen hemen her ürünün ülkemizde yetişmesine rağmen bu potansiyelin kullanılması yerine yıllardır tarım ürünlerinin ithalatı yoluna gidilmiştir. En fazla ithal ettiğimiz tarımsal ürünler, sırasıyla buğday, soya ve ayçiçeğidir. En fazla ihraç ettiğimiz ilk üç ürün ise fındık, un ve makarnadır. Buğdayı üretip ithalatımızı azaltmanın yanı sıra un ve makarna şeklinde ihraç edip döviz kazanmak yerine önemli ölçüde buğday ithalatında bulunmaktayız. Tarım ürünleri ithalatımızda Rusya birinci, Ukrayna ikinci ve Brezilya üçüncü sırada yer almaktadır. Bu ürünler bakımından dışa bağımlılığımız yüksek olduğu için savaş tarım açısından her ülkeyi etkilemekle birlikte ülkemizi daha fazla etkilemektedir. Hal böyle iken maalesef ülkemizde tarım giderek küçülmektedir. Ülkemizde 2021’de ekonomik büyümemiz %11 iken tarım %2.2 oranında küçülmüştür. Bu küçülmenin bir çok nedeni olmakla birlikte yanlış tarım politikaları ve tarım alanlarının betonlaştırılması ve tarım dışı kullanılması büyük önem taşımaktadır. Günümüzde gıda yaptırımları silah ve parasal yaptırımlardan çok daha etkili olmaktadır. Tarım ürünlerinden buğday ülkeler açısından güçlü bir silah konumundadır. Bir ülke vatandaşlarının beslenmesini başka ülkelerin inisiyatifine bırakmamalıdır. Gıda, iş ve döviz için tarım büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle ülkemizin tarım potansiyeli etkin bir şekilde kullanılarak tarımsal üretim artırılmalı ve ithalat politikasından hızla vazgeçilmelidir. Böylece hem gıda güvenliğini sağlamalı hem de istihdam ve döviz ihtiyacını karşılanmalıdır.
ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMALIYIZ
İkinci ders almamız gereken konu ise enerjidir. Enerji alanındaki yatırımlara yeterince ağırlık verilmemesi dolayısıyla enerji alanındaki dışa bağımlılığımız da hızla artmıştır. Ülkemizde yenilenebilir enerji alanına yeterli kaynak ayrılmamış ve elektrik üretiminde tamamına yakınını ithal ettiğimiz doğal gazın payı artarken hidroelektrik, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji ve biyokütleyi kapsayan yenilenebilir enerjinin payı düşmüştür. Ülkemizde elektrik üretiminde doğalgazın payı %33.7 iken yenilenebilir enerjinin payı ise %33 düzeyindedir. Yerli kömür santralinin payı %16.35, hidroelektrik santrallerin payı ise %11.65’dir. %33.6 oranında Rusya’dan, %24 oranında Azerbaycan’dan ve %11.1 oranında İran’dan olmak üzere tamamını ithal ettiğimiz doğalgazın elektrik üretimindeki payı(%33.7) hızla artmıştır. Ülkemizde doğalgaz elektrik ihtiyacımızın üçte birini karşılamak için kullanılmaktadır. Enerjide yüksek dışa bağımlılık düzeyi, savaş veya ülkelerin doğalgazı kesme kararları gibi durumların üretimde azalmalara ve elektrik kesintilerine yol açması endişelerini giderek artırmaktadır. Dışa bağımlılığı, döviz ihtiyacını ve işsizliği azaltmak için ülkemizin yenilenebilir enerji potansiyelini kullanmak için kaynaklarımızın inşaat yerine hızlı bir şekilde bu alanlara aktarılması büyük önem taşımaktadır.
Tarım ve enerji alanları başta olmak üzere her alanda bilime dayalı politikalarla yerli potansiyelimizi harekete geçirerek kendi kendine yeten ülke olma dileğiyle…”