Hani yazımızın ilk bölümünde finansal okuryazarlıktan söz etmiştik. Ülkece yaşadığımız malum gayri ahlaki sürecin tam da göbeğinde bulunan iki kavramı basitçe ve sadeleştirerek tanımaya çalışalım.
İsmi sıkça zikredilen "fon" ya da "fon şirketi" nedir?
Fon, belirli bir amaç için bir araya getirilip saklanan ve gerektiğinde harcanan veya değerlendirilen para havuzu ya da maddi kaynak demektir.
Halk lehçesi ile fon şirketi, finansal literatüre göre Portföy Yönetim Şirketi ise sermaye piyasası mevzuatınca kurulan tüzel kişiliklerdir.
Bir de "tasarruf finansman şirketleri" var bu devasa soygunun argümanları arasında.
Tasarruf finansman şirketleri ise BDDK lisansı ile faaliyet gösteren faizsiz, kredisiz ev ve araba sahibi olmayı sağlayan, vadeden yapılardır. Hani sonu -evim ekiyle bitenler.
Her iki finansal tüzel kişiliğin de varoluş sebebi aslında insanımızın İslami ve ekonomik hassasiyetlerini kullanarak, sömürerek menfaat temin etmektir.
Faizin haram olması münasebetiyle kredi kullanmaktan, altın ve döviz gibi yatırım araçlarına ait reel getirilerin piyasa normallerinin altında kalmasından dolayı bu iki tasarrufun düşünülmemesinden kaynaklı yukarıdaki yatırım, tasarruf modellerine rağbet artmıştır.
Artan bu rağbeti toplayan sahtekarlar yasal, ahlaki ve İslam i normlara uygun olmayan biçimde değerlendirmişlerdir. Tabiri caizse helal getiri için kendilerine emanet edilen birikimleri kumara, bahise, fuhuşa, tefeye yatırarak rezil rüsva etmişlerdir.
Hileyle, hurdayla çoğalttıkları bu kapkara paranın hamudunu yakınlarına, siyasi ve bürokratik aristokratlara, daha sonrakileri yemlemek için iştirakçilerine dağıtmış deveyi ise kendi paylarına ayırmışlardır.
Söz konusu piyasa çakallarının yıllarca süren bu kirli oyunu, tezgahı resmi makamlarca, kurumlarca ve uluslararası otoritelerce dillendirilmesine rağmen bozulamamıştır demek isterdim ama galiba bozulmamıştır.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Kasım 2025'te, SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül Kasım 2025'te, S&P, MSCİ gibi uluslararası aktörler aylar öncesinden bu manipülatif oyunu, soygunu, dolandırıcılığı kamuoyu ile paylaştılar. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise Şubat 2025'te ve Ağustos 2026'da yetkili kurumları ikaz etmiştir resmi ve gizli bildirimlerle.
Bahsi geçen üç resmi birimin sorumluluk alanındaki bir yolsuzluğu sadece dillendirmesi ve tribüne çıkması ise ayrı bir trajedidir. Bu muazzam soygunun boyutu ve niteliği hakkında ipucudur da.
Artı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı resmi girişimler sürecinde önce Cumhuriyet Başsavcısı sonra Adalet Bakanı olan Sayın Gürlek'in eşi de uyarılan SPK'nın yönetim kurulu üyesiydi.
Şayet zamanında müdahale edilseydi bu portföy yönetim şirketlerinin borsadaki sığ kağıtları, şirketleri köpürtüp yüz binlerce katılımcıyı dolandırması bu boyutlarda olmazdı.
Genelleme yapmak her ne kadar doğru olmasa da yanıldıklarımızı tenzih etmek şartıyla söz konusu mağdurların tamahkarlığını, fırsatçılığını, ganimet iştahını da yüce Türk Milletinin yanılmaz ve sarsılmaz engin vicdanına havale ediyorum. Hatta mahkum ediyorum. Siz de az değilsiniz!
Gelecek bölümde yakın tarihte sosyal medyada dinlediğim bir hikaye ile bu muazzam dolandırıcılığın metodunu, çıkarılması gereken dersleri, alınması gereken tedbirleri yazmaya çalışacağım.
Saygılar efendim...