Urfa'da başlayan Maraş'ta yüreğimize kor düşüren okul saldırıları Manisa'da vuku bulan son eylemle artık deve kuşu profilini, hamaset edebiyatını, pedagojik ve bilimsel tedbirlere/tercihlere terk etmemiz gerektiğini suratımıza çarpıyor en acılı şekilde.
Sevginin, şefkatin, masumiyetin aplikasyonunda silahlardan, saldırılardan, yaralılardan ve ne acıdır ki ölümlerden bir arşivimiz oluşmaya başladıysa eğitim öğretim yönetimimiz tepeden tırnağa yanlışların, hataların, ihmallerin öznesi olduğunu bila-kayd sahiplenmek ve gereğini yapmak durumundadır.
Bir milli eğitim bakanı/bakanlığı düşünün ki eğitimin yönetimini sendikalara, müfredatını tarikatlara, güvenliğini kolluk kuvvetlerine ihale ederek devletimizin, milletimizin en değerli varlıkları olan çocuklarımızı, gençlerimizi eğitme ve donatma sorumluluğu taşısın.
Bu zat-ı muhteremden ve zihniyetinden milli eğitimi aparmak bu hususta yapılacak pedagojik rehabilitasyonun en acil müdahalesidir.
Başta siyaset ve siyasi figürlerden, televizyon dizilerinden, filmlerden, dijital yarış ve oyunlardan, sportif organizasyonlardan vb, kaynaklı öyle bir tropikal nefret iklimi yaratıldı ki işte hasadını hastanelerden, morglardan topluyoruz.
Okulda, eğitimde olması gereken çoğu yeni ergen çocuğumuz silahların, yasaklı maddelerin, aşağılık suç örgütlerinin cenderesinde ya sağlığını ya geleceğini ya da hayatını heba ediyor gözlerimizin önünde, çaresizliğimizin arkasında.
Gençlerimizi ve çocuklarımızı muhasaraya alan bu şiddet, nefret ve cinnet sarmalından çekip çıkarmanın elbette topyekûn ve meşakkatli bir süreç, liyakat gerektirdiği açıktır.
Sözü edilen bu şiddet, nefret ve cinnetin eğitimde, okullarda tezahür edilen bölümünü yönetmek, ortadan kaldırmak çok da zor değildir.
Ama peşin söyleyeyim kriminal tedbirlerle, okulları tel örgülerle çevirerek, sosyolojik karantina uygulayarak havanda su dövmüş olursunuz.
Kaynağı sosyolojik ve psikolojik unsurlar olan probleme bu iki disiplinin perspektifinden çareler üretmelisiniz.
Ben oturdum ve bir sade vatandaş olarak bu tür saldırıların evrensel analizini araştırdım. Dört temel başlık altında toplandıklarını gördüm. Terör (etnik, teolojik) kaynaklı, uyarıcı ve uyuşturucu bağımlılığı kaynaklı, klinik depresyon kaynaklı ve travmatik tepki kaynaklı. Sizler görevli ve sorumlu (!) olarak çok daha detaylı araştırabilir, çalışabilirsiniz.
Otuz yıllık bir tecrübeye binaen iddia ediyorum ki yukarıdaki dört kategorik etkenin mağduru çocuk sınıf içi ve dışı tavırlarıyla ezikliğini, duygusal gelgitlerini, isyanını bağırıyor ilan ediyor.
Çocuklar zaten kendini ifade etmenin, fark edilmenin, ilgi toplamanın uğraşındalar. Dolayısıyla kendilerini ya da davranışlarını gizlemezler. Bu gayelerine mutabık olmaz.
Geriye kalan öğretmenlerin ve idarecilerin meraklı ve meramlı hassasiyetleridir. Çocuğun omuzuna atılacak bir el, saçlarını okşayacak bir muhatap, sitemlerini kaydedecek bir büyük, isyanlarına drenaj yaptıracak bir şefkat, güvenebileceğin, inanabileceği bir mesuliyet o kapıya dikeceğiniz on binlerce güvenlikçiye inanın rahmet okutur.
Sizin okul nizamiyelerine dikeceğiniz kolluk unsurları tecelli edecek tedhiş eyleminin sadece konumunu değiştirebilir. Biriken öfke bir sokak ileride, bir cadde aşağıda boşalır masum hedeflere, bedenlere.
Şimdi birçok spesifik tedbir ve uygulamaları örneklemek mümkün de sayfamızın hacmi el vermiyor. Birkaç basit ve genel ikazla yetinelim.
Sayın bakan/bakanlık; idareci ve öğretmenlere proje, seminer, hizmet içi eğitim vb. isimler adında dayadığımız içi boş, gayesi demagojik angaryalardan vazgeçin. İdareci ve öğretmenleri okula, eğitime ve öğrenciye odaklı bırakın. İlla da güvenlikçi istihdamından yanaysanız atanamayan rehber öğretmenlerden,
psikiyatrislerden yararlanın.
Sayın idareciler; müdür odası size mülk değildir. O koltuklardan bazen kalkın. Teneffüslerde ve yemek aralarında koridorları, kantin önlerini, lavaboların civarını ve bahçeyi izleyin, gözleyin, denetleyin.
Sayın öğretmenler, meslektaşlarım; bir çocuk teneffüse çıkmayıp sırasında oturuyorsa, bahçede ya da koridorda yalnız ve dalgın dolaşıyorsa, bir köşeye çekilmiş ve dalıp gitmişse, oynamıyorsa, gülmüyorsa beni görün beni fark edin diye feryat ediyordur aslında. Lütfen bu feryada kayıtsız kalmayın.
Sayın kolluk kuvvetleri; paydos saatinde okul nizamiyesinin önünden çok yakın destinasyonda tehlikelerin, risklerin barındığını unutmayın.
Saygılar efendim...