Evet, Fenerbahçe ‘yi yenmekle lig bitmiyor. Bir Fenerbahçe galibiyeti ile sezonu kurtardık zannettik.
Her maçın hikâyesi her maçın taktik stratejisi farklıdır. Abdullah Hoca Fenerbahçe maçından sonra herhalde çok yorulmuş olacak ki hala uyuyor. Fenerbahçe maçını nasıl Abdullah Avcı’ya yazmışsak bu maçı da hocaya yazıyoruz. İleride rakibe basmak güzel de bunu orta saha ve defans elemanlarıyla yapamazsan yani alan daraltıp oyunun boyunu kısaltmazsan facia gelir.
Maçı veren anlayış bu geri pas ve yan pas saçmalığıdır. Eğer bunu hoca istiyorsa daha büyük faciadır, eğer hoca istemiyor da futbolcular insiyatif kullanıyorsa, her geri ve yan pasa ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.
Topu oyuna sokmak için kaleciyi de kullanıp stoperlerle al ver yapacaksan bunun bir ölçüsü olmalı, oysa bizim takım her geriye yana oynadığında rakip o kadar kolay yerleşiyor ki bunu görmemek için kör olmak lazım.
Bir defa saha zemini kaygan her şeyden önce uygun krampon seçimi yapılmalı ancak görünen o ki uygun krampon seçilmemiş ve her yan pasta bizim futbolcular kaymış, yenen gollerde ve gördüğümüz kırmızı kartta yana ve geriye oynamanın ayrıca uygun olmayan krampon seçiminin büyük etkisi var ve bu tip ayrıntıları düşünemeyen bir teknik ekip var.
Sahaya çıkan 11 yanlış bir seçim. Hüseyin’i sağbek oynatmak tam bir facia, Hüseyin sadece stoper oynayabilir başka bir pozisyonda oynama şansı da yok. Stoper sıralamasında üçüncü dördüncü tercih bu da demek ki Hüseyin 11 oyuncusu değil; yediğimiz ilk iki golde de hatalı.
Gelelim Eren ‘e böyle oynayan bir Eren’i oynatmaktansa Arif ‘i oynatmak daha iyi, hiç değilse altyapı ürünü. Ancak Eren’i de oynatmadan kötü oynadığını anlama şansın yok.
Kaleci Uğurcan maça hiç ısınamadı, yediği gollerin hepsinde hatası vardı. Rakip kaleci Batuhan’ı görüp te utanmıştır herhalde.
Orta sahada oyunu yönlendirecek bir oyun kurucu yok, oyun sadece Trezequet’e atılacak ters toplarla sonuca gitme üzerine kurulmuş o da gününde olmayınca sonuç kaçınılmaz.
Edin Visca son iki üç maçtır oynuyor ancak katkı sıfır, artı olarak eski sakatlığının etkisinden hala kurtulamamış ve de sakatlandığı pozisyonda kırık kolunu kollamaya çalışırken köprücük kemiğini feda etti çok karamsar olmamakla beraber sezonu kapatma ihtimali yüksek.
Bakasetas rakip kaleyi şutları ile tehdit eden tek futbolcu kaleye bu kadar uzak oynaması çok yanlış.
,zeminin kayganlığını da düşünürsek kaleye yakın bir pozisyonda oynamış olsaydı mutlaka gol ve goller bulabilirdi.
Takım mental olarak Karagümrük maçına hiç hazırlanamamış rakip senden çok koşuyorsa senden çok maçı istiyorsa o maçı alır.
Bu maç Antalyaspor maçının bir kopyası olmuştur, maç 1-2 iken serbest atışta gelmeyen gol maçın kırılma anı olmuştur.
Bu Trabzonspor Dünya Kupası’ndan önceki Trabzonspor değil, bu git-geller bir süre daha devam edecektir. Çok umutsuzluğa kapılmamak lazım, oyun formatındaki değişikliklerin sancısını çekiyoruz. Biraz daha sabretmekte fayda var ancak en büyük sorun şu geriye ve yana oyun… Bu zaafını düzelten bir Trabzonspor görebilecek miyiz?
O biraz zor gibi gözüküyor, bence geriye ve yana oyunu terk edersek sorunun büyük çoğunluğunu hallederiz.
Sonuç çok acı ancak sonuçtan çok daha acısı parasını verdiğin topçu rakip takımda oynuyor ve sana gol atıyor şovunu da yapıyor. Bizden giden futbolcular, sadece takımdan gitmiyor ruhlarını da götürüyor. Diğer takımdan giden futbolcular eski takımlarına saygının bir göstergesi olarak çok sevinmezler bunu da bir yerlere not edelim. (Zamanında Ankaragücü’ne verdiğimiz bir Gabriç bizi şampiyonluktan etmişti).
Sonuç olarak; tabi ki çok üzgünüz ancak başka da Trabzonspor yok. Fenerbahçe maçını Abdullah Hoca aldı Karagümrük maçını Abdullah Hoca verdi deyip önümüzdeki maçlara bakacağız…