Öncelikle şunu söyleyeyim; maçın ilk yarısını izleyemedim, malum meslek gereği bir hasta ile ilgilenmek zorunda kaldım.
2-0’lık sonuç hem bize hem de hastama iyi gelmiştir umarım…
Seyrettiğim ikinci yarı ile ilgili olarak ilk tebriğimi Abdullah Avcı’ya gönderiyorum. Abdullah Avcı’yı zaman zaman ben de acımasız eleştirdim ve de eleştiriyorum ancak yiğidi öldür hakkını teslim et.
Maçtan önce benim de maça dair olumlu düşüncelerim yoktu ancak sonuç 2-0. Sezon başından beri hücum zenginliği olan bir Fenerbahçe izliyorduk. Her maç en az 5-10 tane net gol pozisyonu yakalayan bir takım görünümünde idi.
İşte burada Abdullah Avcı zekası devreye girdi, belki güzel oynamadık ancak Fenerbahçe’yi de kilitledik; öyle ki Fenerbahçe’nin direkte patlayan şutu hariç pozisyonu yok.
Bir defa şunu tespit etmekte fayda var, kadromuz kalite olarak geçen yılki şampiyon kadronun gerisinde ancak çok ta kötü bir kadro değil. Belki orta sahanın ortasına ve de bir pivot santrafor ile çok daha iyi olabiliriz ancak eldeki kadroyu çok verimli kullanırsak çok daha iyi yerlere gelebiliriz.
Şu aşamada Abdullah Avcı’ya güvenmek ve güven vermek gerekiyor. Hoca kendi demeçlerinde de ifade etti; eğer formayı adaletli bir şekilde dağıtırsa bu takım ilk yarının çok üzerine çıkar diye düşünüyorum.
Takım olarak olumlu yönlerimiz; artık ileride basmaya çalışıyoruz, pas alışverişlerini daha hızlı yapıyoruz, daha iyi bir takım gibi oynuyoruz.
Olumsuz yönlerimizse; hala kaleciye ve geriye oynamaya devam ediyoruz, bu olumsuzluğu ileriki maçlarda azaltacağımızı düşünüyorum.
Bireysel olarak şu iyi idi bu iyi idi diye yorumlamayı şu aşamada uygun görmüyorum ancak yine de bir kaç futbolcuya değinmeden geçemeyeceğim.
Bakasetas daha sakin olmalı, bir gün kırmızıyı görecek umarım maç sonucuna etki etmez.
Abdülkadir önceki maçlarına oranla daha çalışkandı.
Bartra iyi idi.
Gbamin girdikten sonra oyunu iyi yönlendirdi.
Trezequet bir Wakeme değil ancak verimli.
Edin Visca hazır değil.
Maxi Gomez pivot santrafor değil ancak büyük maçlarda iyi bir koz (attığı gol usta işi).
Sonuç olarak; sahada diri bir Trabzonspor vardı, coşkulu oynamaya çalıştı. Trabzonspor maç yaptıkça daha iyi seviyelere geleceğini gösterdi. Çok transfer iyi sonuç için garanti değil, eldeki malzemeyi verimli hale getirmek çok daha önemli.
Abdullah Hoca için şunu söylemekte fayda var; Trabzonspor’u çalıştırmaya başladığından beri Trabzonspor derbilerin beyi oldu. Bu da hoca sayesinde oldu.
Trabzonspor sahasında 32 maçtır, bir başka deyişle 580 gündür yenilmiyor bu bir gerçek. Bunun için de ayrıca bir alkışı hak ediyor…
Bir alkış da şampiyon takımın şampiyon taraftarına, tıpkı geçen yıl olduğu gibi…