Bugun...


H. Nurcan YAZICI

facebook-paylas
MEMLEKET HARİTADA BİR NOKTA DEĞİLDİR
Tarih: 10-07-2026 23:34:00 Güncelleme: 10-07-2026 23:34:00


Şehir büyümüş.

Yeni yollar açılmış, yeni binalar yükselmiş, kalabalık artmıştı. Ama ben büyüyen şehri değil, eksilen hayatı gördüm.

Çocukluğumun geçtiği yerlere baktım. Bağlar yoktu. Bahçeler yoktu. Sabahı müjdeleyen kuş seslerinin yerini betonun ağır sessizliği almıştı. Toprağın kokusu çekilmiş, gökyüzü yükselen binaların arasında daralmıştı.

Bir şehri değiştiren yalnızca yeni binalar değildir. Asıl değişim, hatıraların tutunacak yer bulamamasıdır. Çünkü hatıralar da ağaçlar gibidir; kök salacak bir toprak ister. O toprak betonla örtülünce insan, geçmişini nerede arayacağını bilemez.

O gün anladım ki beton yalnızca toprağın üzerine değil; çocukluğun, hatıraların ve zamanın da üzerine dökülüyor. Bir şehir önce sesini kaybeder, sonra nefesini, en sonunda da ruhunu.

Uzun yıllardan sonra evime girdim. Her yer toz içindeydi. Ama o toz yalnızca eşyaların üzerinde değildi; yılların dokunamadığı anıların üzerine de çökmüştü. Ev boş değildi… Sadece içindeki hayat çekilip gitmişti.

Azalmak bazen nüfusun eksilmesi değildir.

Azalmak; bir mahallenin selamını, bir ağacın gölgesini, sabahın ilk kuş sesini, toprağın kokusunu ve bir şehrin hafızasını kaybetmektir. İnsan, hafızasını yitirmiş bir şehre döndüğünde aslında en çok kendini özlediğini anlar.

Sonra mezarlığa gittim.

Garip bir şey fark ettim… Benim için şehrin en kalabalık yeri artık mezarlıktı. Bir zamanlar bana sarılanlar, ismimle seslenenler, bayramlarda kapımı çalanlar, çocukluğuma ortak olanlar… Hepsi oradaydı.

Şehirde yürürken hissettiğim yalnızlığın sebebi buydu. Çünkü aradığım insanlar artık sokaklarda değil, şehrin başka bir mahallesinde yatıyordu. Okuduğum her mezar taşı çocukluğumdan kopan bir yaprak, her isim içimde yeniden büyüyen bir özlemdi.

O an anladım ki insanın memleketi yalnızca doğduğu toprak değildir. Memleket, “Hoş geldin.” diye boynuna sarılan insanların yaşadığı yerdir. Onlar birer birer toprağa emanet edilince insan, kendi şehrinde bile gurbet olur.

Birkaç ev dışında baktığım her kapının ardında tanımadığım insanlar yaşıyordu. Onlar bu şehrin yabancısı değildi; yabancı olan bendim. Çünkü artık yalnız sokakları değil, yüzleri de tanımıyordum.

Meğer insan memleketini taşını toprağını değil, içinde bıraktığı insanları seviyormuş. O insanlar gidince aynı sokaklarda yürürken bile kendini misafir gibi hissediyormuş.

Nevşehir’in sokaklarında yürürken bunu iliklerime kadar hissettim. Çocukluğumun geçtiği mahalleler yerindeydi ama içlerinde dolaşan hayat bambaşkaydı. İnsan yıllar sonra doğduğu şehri yeniden tanıyacağını sanıyor. Oysa bazen şehir seni senden önce unutuyor.

Belki de gurbet kilometrelerle ölçülen bir mesafe değildir. Gurbet; kendi sokağında yolunu tarif etmek zorunda kalmak, çocukluğunun geçtiği evin önünde sessizce durmak ve bir zamanlar adınla seslenen insanların yerinde kapalı pencereler bulmaktır.

Mezarlıktan ayrılırken dönüp bir kez daha baktım. Şehrin en sessiz yeri olması gereken o topraklar bana en çok hayatı anlatıyordu. Çünkü insan anlıyor ki zaman bedeni toprağa emanet ediyor ama sevgiyi gömemiyor.

Ne acı…

Şehir büyürken mezarlık da büyüyor. Yeni apartmanlar yükselirken yeni mezarlar kazılıyor. Gençlik bunu fark etmiyor; çünkü hep önüne bakıyor. Yaş ilerledikçe insan arkasında bıraktığı yılların izini sürüyor. O zaman anlıyor ki çocukluğunun haritası artık sokaklarda değil, mezar taşlarının arasında okunuyor.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında şehirler büyüyor. Yollar genişliyor, binalar yükseliyor, mahalleler değişiyor. Peki ya şehirlerin hafızası? Onu da aynı özenle koruyabiliyor muyuz?

Çünkü bir şehrin hafızası betonunda değil; komşuluğunda, selamında, çocuk seslerinde, gölgesinde dinlenilen ağacında ve aynı sokağı yıllarca paylaşan insanlarında yaşar. Bunlar kaybolduğunda şehir sadece değişmez; ruhundan da bir parça eksilir.

Nevşehir’den ayrılırken geriye son kez baktım. Dağlar yine yerindeydi, gökyüzü aynı maviydi, sokaklar yine aynı sokaklardı. Değişen, o şehri benim için memleket yapan insanlardı.

Belki de bugün şehirlerimizin en büyük ihtiyacı yeni yollar ya da daha yüksek binalar değildir. En büyük ihtiyaç, hafızasını koruyabilen şehirler ve o hafızaya sahip çıkan insanlardır.

Çünkü şehirleri ayakta tutan beton değil, hatıralardır.

Memleket, haritalarda gösterilen bir nokta değil, ismimizi duyunca yüzü aydınlanan insanların yaşadığı yerdir.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI