|
Tweet |
Dünya akıl almaz bir hızla değişiyor. Teknoloji her iki-üç yılda bir kabuk değiştirirken, bilgiye ulaşmak artık bir tık kadar yakın. Dünyanın gelişmiş ülkeleri bu hıza yetişmek için yönetim kadrolarını sürekli gençleştiriyor, yeni fikirlerin önünü açıyor.
Bizde ise durum tam tersi: Devlet yönetiminde ve özellikle siyasi parti mekanizmalarında, oda sendika vb STK’larda aynı isimler onlarca yıldır koltuklarını koruyor. Oysa Türkiye, Avrupa’nın en genç ve en dinamik nüfusuna sahip. Peki, bu genç potansiyel neden kararları alan tarafta olamıyor?
Tıkanıklığı Aşmanın Yolu: Anayasal Güvence, Siyasi Reform ve Kurumsallaşma
Eski kuşakların tecrübesi elbette değerli; ancak bu tecrübenin yeri gençlerin önünü tıkamak değil, onlara mentörlük yapıp yol göstermektir. Eskilerin artık yönetici koltuğunu torunlarına bırakıp emekliliğin ve huzurun tadını çıkarması, Türkiye'nin küresel rekabette öne geçmesi için bir zorunluluktur.
Bu değişimi kişilerin inisiyatifine bırakmayıp kalıcı bir devlet ve siyaset kültürü haline getirmek üzere başta Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu olmak üzere tüm yasal mevzuatta şu zorunlu düzenlemeler yapılmalıdır:
Siyasette ve Parti Yönetimlerinde 2 Dönem Sınırı: Siyasi partilerin genel başkanları, MKYK/MYK üyeleri, il ve ilçe başkanları dahil tüm parti yöneticileri ile milletvekilleri, belediye başkanları, oda, borsa ve sendika yöneticileri için en fazla 2 dönem kuralı Anayasa ve yasalarla bağlayıcı hale getirilmelidir. Kimse koltuğa yapışamamalı, part içi demokrasi ve devir-teslim hukuki bir zorunluluk olmalıdır.
Liyakat Kontenjanı ve Gençlik Kotası: Karar mekanizmalarında ve yönetim kadrolarında sadece yaş değil, birikim ve yetkinliği esas alan liyakat kontenjanları kanunen zorunlu kılınmalı; genç beyinlerin siyasete ve idareye entegrasyonu yasal güvenceye bağlanmalıdır.
Yasal Mentörlük ve Danışmanlık Modeli: Siyasetten ve kamu idaresinden çekilen kıdemli isimlerin tecrübelerinden faydalanmak üzere icracı olmayan, yetkileri kanunla belirlenmiş "Akil Danışmanlık" ve mentörlük mekanizmaları kurumsallaştırılmalıdır.
Eğitimde Kültürel Dönüşüm ve Müfredat Reformu: Değişim kültürünü kurumsallaştırmanın temeli eğitimdir. İlkokuldan üniversiteye kadar tüm eğitim kurumlarında "yönetimde yenilenme, liyakat ve devir-teslim" temalı münazaralar, tartışma kulüpleri ve müfredat düzenlemeleri yasal olarak teşvik edilmelidir. Liderlik ve değişim bilinci okul sıralarında zorunlu bir kültür olarak aşılanmalıdır.
Sonuç olarak özetle; Türkiye’nin geleceğini, geçmişin hantal ve tıkanmış yöntemleriyle inşa edemeyiz. Yenilenme kültürünün ve siyasetten oda ve sendikalara vb kurumlara 2 dönem kısıtlamasının Anayasa ve yasalarla teminat altına alındığı, eskilerin rehberlik edip kenara çekildiği, liyakat sahibi genç beyinlerin direksiyona geçtiği bir Türkiye; dünyayla rekabet eden, dinamik ve güçlü bir kutlu ülke olacaktır.