Trabzonspor’un Ferençvaroş karşısında aldığı 1-0’lık mağlubiyetin ardından sadece skora bakarak yorum yapmak büyük eksiklik olur.
Çünkü mesele yalnızca kaçırılan goller, direkten dönen toplar ya da rakip kalecinin kurtarışları değil.
Asıl mesele, sahada bir takım görüntüsünün zaman zaman ortadan kaybolmasıydı.
Trabzonspor topa sahip oldu, maç boyunca yüzde 66 oranla topa sahip oldu, rakip kaleye 24 şut gönderdi, 30 civarında duran top kullandı. Fakat bütün bu istatistikler skora yansımadı.
Neden?
Çünkü futbol sadece topa sahip olmakla oynanmıyor.
Birbirini tamamlayan oyuncularla oynanıyor.
Ferencváros karşısında bunu zaman zaman göremedik.
Bazı futbolcuların, daha uygun pozisyondaki arkadaşına pas vermek yerine bireysel tercihlerde bulunması dikkat çekti. Daha da önemlisi, bazı pozisyonlarda takım arkadaşına duyulan güvenin yeterli olmadığı izlenimi oluştu.
Futbolda bunun adı basittir:
Uyum sorunu.
Bir futbolcu, yanındaki arkadaşının ne zaman koşu yapacağını, ne zaman ayağına isteyeceğini, hangi bölgeye pas atacağını bilmiyorsa o takımın hücum organizasyonunda problem var demektir.
Trabzonspor’un en büyük sıkıntılarından biri de buydu.
Sadece oyuncular mı suçlu?
Hayır.
Burada teknik heyetin de ciddi şekilde sorgulanması gerekiyor.
Çünkü duran toplar, futbolun tesadüfe bırakılmayacak bölümlerinden biridir. Final pasları yapıldığında yaşanan isabetsizlik, pozisyon alma sorununu da ortaya seriyordu maalesef.
Trabzonspor’un kullandığı çok sayıdaki duran top organizasyonundan yeterli verim alınamaması, bana göre üzerinde özellikle durulması gereken bir konu.
Duran top çalışmak sadece topu ceza sahasına göndermek değildir.
Kim nereye koşacak?
Kim ön direkte perdeleme yapacak?
Kim arka direkte pozisyon alacak?
Kim ikinci topu takip edecek?
Rakibin hangi oyuncusu marke edilecek?
Bunların tamamının önceden çalışılması gerekir.
Eğer maç içerisinde aynı duran toplar tekrar tekrar etkisiz kullanılıyorsa burada sadece futbolcuları suçlamak doğru olmaz.
Demek ki antrenmanda yeterince çalışılmamış veya çalışılan organizasyon sahaya aktarılamamış.
Salah geldi ama takım değişmedi
Mohamed Salah’ın ilk 11’de başlaması elbette Trabzonspor adına büyük bir heyecan yarattı.
Fakat bir yıldızın takıma katılması, takımın bütün problemlerini bir anda çözmüyor.
Hatta tam tersine…
Yıldız oyuncunun etrafındaki futbolcuların onunla doğru bağlantıyı kurması gerekiyor.
Salah’a topu vereceksin.
Salah’ın önünü açacaksın.
Salah’ın koşusunu göreceksin.
Onu yalnız bırakmayacaksın.
Aynı durum Onuachu için de geçerli.
Forvet oyuncusunu ceza sahasında yalnız bırakırsanız, dünyanın en iyi santrforlarından birini bile etkisiz hale getirebilirsiniz.
Trabzonspor’un zaman zaman yaşadığı problem tam olarak buydu.
Oyuncular vardı ama bağlantılar yoktu.
Saygı meselesi daha da önemli
Bir takımın içerisinde futbolcuların birbirine saygısı, saha içerisindeki pas trafiğinden bile önemlidir.
Çünkü futbolcu arkadaşına güvenmiyorsa ona pas vermez.
Onun koşusunu görmezden gelir.
Kendi başına çözmeye çalışır.
Sonra takım oyunu bozulur.
Ben Ferencváros maçında zaman zaman tam da böyle bir görüntü gördüm.
Birbirine yardım etmeyen, pas tercihlerinde takım arkadaşını ikinci plana atan ve bireysel çözümleri fazla tercih eden bir görüntü vardı.
Bu durum devam ederse Trabzonspor’un yalnızca Avrupa’da değil, ligde de işi zorlaşır.
Çünkü yetenekli futbolculardan oluşan bir kadro ile iyi bir takım olmak aynı şey değildir.
İyi takım olmak için birbirine güvenmek gerekir.
Rövanştan önce çözülmesi gereken sorun
Trabzonspor’un Ferencváros karşısında kaybetmesi elbette turu kaybettiği anlamına gelmiyor.
Rövanş var.
Ancak rövanşa kadar sadece skorun nasıl çevrileceğine değil, takımın nasıl birlikte oynayacağına kafa yorulmalı.
Çünkü Macaristan’da Trabzonspor’un daha organize, daha hızlı ve daha akıllı bir futbol oynaması gerekecek.
1-0’lık dezavantaj kapanabilir.
Bir gol bulunabilir.
Tur geçilebilir.
Ama sahaya aynı dağınık görüntüyle çıkılırsa iş yalnızca skoru çevirmeye kalır ve bu çok daha zor olur.
Trabzonspor’un ihtiyacı yeni bir taktikten önce belki de çok daha basit bir şey:
Birbirine güvenen 11 futbolcu.
Pas vermekten çekinmeyen…
Arkadaşının koşusuna güvenen…
Hata yaptığında arkadaşının arkasında duran…
Ve en önemlisi, “Ben” değil “biz” diyebilen bir takım.
Çünkü Avrupa’da başarı, sadece yıldızlarla değil, takım olabilmekle geliyor.
Ferencváros karşısındaki 1-0’lık mağlubiyet belki telafi edilebilir.
Ama sahadaki uyumsuzluk telafi edilmezse, asıl kayıp skor tabelasında değil, takımın içerisinde yaşanır.
Trabzonspor’un önce takım olması gerekiyor. Sonra Avrupa’yı düşünmesi…