Karadeniz’in yüksek tepelerine serpilmiş köylerinde bir zamanlar gün, okul zilinin sesiyle başlardı.
Kendimden biliyorum. Gün adeta bizimle başlardı. Evdeki büyükler için önce biz (öğrenciler) vardık sonra ahırdaki inekler…
Biz öğrenciler köyün neşesi inekler ise adeta ekonomisiydi. Şimdi ikisi de (öğrenciler ve inekler) köylerde yokları oynuyor!
Sabah erkenden okul yoluna düşen çocukların neşesi, öğretmenin köye kattığı hareket, okul bahçesindeki cıvıltılar… Bunlar sadece eğitimin değil, köy yaşamının da ayrılmaz parçalarıydı.
Bugün ise birçok köy okulunun kapısına kilit vurulmuş durumda. Yerine taşımalı eğitim sistemi geldi. Elbette bu uygulamanın amacı, öğrencilere daha donanımlı okullarda eğitim verme düşüncesiydi. Ancak Karadeniz’in coğrafi ve sosyal şartları düşünüldüğünde, uygulamanın zamanla ciddi sorunları da beraberinde getirdiği inkâr edilemez.
Karadeniz’in en büyük gerçeği coğrafyasıdır. Dik yamaçlar, dar yollar, sert kış şartları ve zaman zaman yaşanan heyelanlar… Bu şartlarda çocuklar her sabah kilometrelerce yol kat ederek okullarına ulaşmaya çalışıyor. Özellikle ilkokul çağındaki öğrencilerin günün önemli bir bölümünü servis araçlarında geçirmesi hem fiziksel hem de psikolojik açıdan önemli bir yük oluşturuyor.
Ancak mesele sadece ulaşım değil.
Köy okulları kapandığında aslında köyün geleceği de yavaş yavaş kapanıyor. Çünkü okulun olmadığı yerde genç aileler kalmak istemiyor. Çocuğunu okutmak isteyen aile ya ilçe merkezine taşınıyor ya da göç etmeyi tercih ediyor. Böylece zaten nüfusu azalan Karadeniz köyleri daha da sessizleşiyor.
Kalanlar da ahırları boşaltıyor. Kent merkezlerine süt ürünü satarak geçimini sağlayanlar, şimdi üç harfli marketlerden indirimli ürün peşinde koşarak geçimini sağlamaya çalışıyor. Ne acı değil mi!
Bir köy okulunun bacası tüttüğünde o köyde umut vardır. Öğretmen vardır, çocuk vardır, hayat vardır. Okul kapandığında ise köy sadece eğitim kurumunu değil, sosyal canlılığını da kaybediyor.
Eskiden öğretmen köyün en önemli rehberlerinden biriydi. Düğünde vardı, cenazede vardı, köylünün derdinde vardı. Çocukların eğitiminden kültürel faaliyetlere kadar birçok konuda öncü olurdu. Bugün ise birçok köy, öğretmensiz ve öğrencisiz kaldığı için bu sosyal bağlardan da mahrum durumda.
Taşımalı eğitimle birlikte çocukların köy kültürüyle bağları da zayıflıyor. Sabah erkenden evden çıkıp akşam hava kararmaya yakın dönen çocukların ne oyun oynayacak vakti kalıyor ne de köy yaşamının içinde büyüme fırsatı. Çocuk köyde yaşıyor ama köyü yaşayarak büyüyemiyor.
Elbette her köye yeniden okul açmak bugünün şartlarında kolay olmayabilir. Öğrenci sayısı azalmış olabilir, ekonomik gerekçeler öne sürülebilir. Ancak eğitim politikaları hazırlanırken yalnızca maliyet hesabı yapılmamalıdır. Çünkü eğitim sadece bina ve derslikten ibaret değildir; aynı zamanda bir bölgenin geleceğini şekillendiren en önemli yatırımdır.
Karadeniz’in kırsalını ayakta tutmak istiyorsak, köy okullarını yeniden düşünmek zorundayız. Belki her köyde eski model bir okul olmayacak ama çok sınıflı eğitim, bölgesel küçük okullar veya yeni modeller yeniden değerlendirilebilir.
Çünkü okul sadece öğrenciyi yetiştirmez.
Okul, köyü de yaşatır.
Ve unutulmamalıdır ki; köylerde sönen her okul ışığı, Karadeniz’in geleceğinden eksilen bir umut demektir.