|
Tweet |
Karadeniz’de ağustos ayı denildiğinde akla sadece hasat gelmez. Umut gelir, alın teri gelir, bir yıl boyunca verilen emeğin karşılığını alma heyecanı gelir!
Ancak bu yıl Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından 255 TL olarak açıklanan 2026 fındık alım fiyatları, birçok üretici için beklenen sevinci değil, hayal kırıklığını beraberinde getirdi.
Aylarca bahçesinde çalışan fındık üreticisi; gübreye, ilaca, mazota, işçiliğe ve nakliyeye gelen zamların altında ezilirken, açıklanan fiyatların bu maliyetleri karşılamaktan uzak olduğunu düşünüyor. Bölgede üreticiler ve birçok meslek kuruluşu, fiyatın en az 300 TL seviyesinde olmasını beklerken, açıklanan rakamlar beklentinin altında kaldığı yönünde geniş eleştirilere neden oldu.
Fındık, Karadeniz insanı için yalnızca bir tarım ürünü değildir. Bir evin mutfağı, bir öğrencinin okul masrafı, bir esnafın ticareti, bir ailenin geleceğidir. Dolayısıyla açıklanan her fiyat, sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir karşılık da bulmaktadır.
Elbette devletin piyasayı dengeleme, ihracatı koruma ve ekonomik dengeleri gözetme sorumluluğu vardır. Ancak aynı sorumluluk, üreticinin emeğinin karşılığını almasını sağlamayı da gerektirir. Eğer üretici kazanmıyorsa, uzun vadede ne üretim sürdürülebilir olur ne de tarımsal kalkınmadan söz edilebilir.
Bugün birçok üreticinin ortak sorusu şudur: “Artan maliyetler karşısında bu fiyatla nasıl ayakta kalacağız?” Bu soru cevapsız bırakılmamalıdır.
Karadeniz’in bereketi olan fındık, dünyanın en kaliteli ürünü olarak kabul ediliyor. Dünya pazarında söz sahibi olan Türkiye’nin, bu başarısının temelinde ise alın teriyle çalışan üreticiler bulunuyor. O halde en büyük değeri üreten insanların, emeğinin de gerçek karşılığını alması gerekiyor.
Unutulmamalıdır ki; fındık bizim için yeşil altındır. Siyaset hiç olmadığı kadar üreticiye borçludur. Üreticinin yüzünün gülmediği yerde ne tarım büyür ne de kırsal kalkınma güçlenir. Fındığın gerçek değeri, sadece kilogram fiyatıyla değil, üreticisine verdiği umutla ölçülür.