Ligimizin en yetersiz ve yeteneksiz iki üç kadrosundan birisine sahip Kayserispor’la karşılaştık.
Hani derler ya "kasap et derdinde koyun can havlinde." İşte o kasap Trabzonspor’du.
Gelin görün ki işini bilmeyen acemi bir kasap hüviyetinden bir sezondur kurtulamıyoruz.
Bu kadar puan toplamanız iki üç keskin nişancımızın nöbetleşe sağladığı performanstan ötürüdür. Bazen Muçi, bazen Augusto ve genellikle Ounachu. Ara sıra karavana atsa da Zubkov da bir kaç maç indirdi üç puanı hanemize.
Bizim açımızdan zor geçecek, acı verecek bir skor tecellisini Dorukhan’ın bir anlık gafleti defetti. Maçın tamamını göz önünde bulundurursak vallahi verilmiş Dorukhanımız varmış da diyebiliriz.
Bizim uşaklar rakip on kişi kalınca öyle bir rehavete kapıldılar ki bu kadar olur yani. Doksan dakikalık maçın 40- 53 arasını oynadılar, oynayabildiler sadece.
Şimdi bu oyunun ürettiği tezatlara gelelim. En sıkıcısı on kişilik rakibe bu temposuzluk halinde bile bu kadar kolay geçiş ve net gol pozisyonu verilmez, verilemez.
Sonra atılanları saymazsak Ounachu’nun kaleciden dönen topa kötü vuruşu dışında elle tutulur tek pozisyon üretememek nasıl açıklanabilir?
Topa bu oranda sahip olup rakip ceza sahasına bu kadar uzak kalmakta ayrı bir tez konusu.
Yediğimiz gol ancak mağlup durumda olup tüm riskleri almış bir takıma atılır. Farklı skorla öndesin ve kendi birinci, ikinci bölgende yoğunsun. O halde geçiş yiyorsun. Ve iki rakip futbolcu kalecinle karşı karşıya. Golü birbirlerine ikram ediyorlar. Bu rehavetle ihanet arasında konumlandırılacak bir duygudur ancak.
İşin savunma kısmını Mustafa, Pina ve Batagov’a havale eden, emanet eden bir sistem ya da ihmal ve ya işgüzarlık ne profesyonelliğe sığar ne insanlığa. Aslında Trabzonspor üç kişiyle mücadele, yedi kişiyle rehavet halinde kazandı üç puanı.
Fatih Hoca’nın rotasyon tercihlerinde hangi kriterleri baz aldığını sadece kendisi ve yardımcıları görebiliyor, anlayabiliyor, onaylayabiliyor.
Skor 3- 0 oyun en azami rolantide ve NwakaEme giriyor taze (!) kuvvet olarak. Varsa bir bilen açıklasın öğrenelim bu değişikliğin sırrını. Yoksa bir falcıya ya da derin bir hocaya başvuralım.
Derken genç, dinamik ve kariyer açlığı çeken Augusto kenara alınırken gollerini elemiş eleğini asmış Ounachu doksan dakika içeride tutuluyor. Ve maçın son on dakikalık bölümünde süründürülerek sosyeteye rezil ediliyor.
Neymiş gol kralı olsun galiba. Peki gol kralı çıkaran takıma prim mi veriliyor? Hayır. Sadece futbolcuya istatistik eklentisi o kadar. Futbolun muazzam bir endüstriye evrildiği konjonktürde böyle sembolik kavramlara hamaset yüklemesi, yüklenmesi züğürt tesellisidir, mizahtır ancak.
Belki de bu sezonun en kompakt futbolunu oynadığımız Samsunspor maçının analizinde bir tespitte bulunmuştum. Takımımız Muçi - Zubkov ikilisinin aynı anda sahada olduğu müsabakalarda savunma zaafiyeti yaşıyor. Folcarelli’nin olmadığı düellolarda bu zafiyet krize dönüşüyor resmen. Tedavi edilmezse bundan sonra da çok sancılı olmaya devam edecektir.
Gerek taraftarlarımızın gerekse futbolseverlerin çok önem vermediği bir realite de bitiren on birlerin önemidir, anlamıdır.
Bizim bitiren on birimizde beş (5) stoper olduğunun bilmiyorum farkında mısınız? Maç boyu on kişi oynamış rakibe karşı beş stoperle finiş yapıyorsun Fatih Hocam. Bu felsefe ile değil üç puan on üç puan da alsan bu karşılaşmadan ne bordo mavi gönülleri doldurabilirsin ne Papara’nın koltuklarını.
Maçın hakemi gerek kırmızı kartta gerekse son anlardaki penaltı pozisyonunda eyyamını değilse de takdirlerini bizden tana kullandı. Her iki pozisyonda fifti fiftiydi.
Biraz rakibin seviyesi, biraz hakemin takdiri, biraz da Dorukhan’ın aşırı motivasyonu ile oportünizm. Bu yıl hep böyle olacak galiba...