Dipnot bölümünü giriş yaparak başlayalım. Aşağıdaki tanım, tespit ve tasvirlerin mevcut herhangi bir başkana atıf, ima ya da eleştiri şeklinde yorumlanması tamamen okuyucunun tercihidir. Benim görüşlerim ulusal ve bölgesel gözlemlere, ortalamalara dairdir.
Osmanlı bugünkü belediye başkanlarına "şehr'ül emin" ismini uygun görmüştü. Yani şehrin emini, en emini manasına gelen Arapça kökenli bir isim tamlaması ile ulviyet katmıştı bu göreve, görevlilere.
İdare hukukumuzdaki sınıflandırmada "yerel yerinden yönetim" birimlerinden en önemlisi, faali ve genişidir belediye kurumları.
Yereldeki fiziki, sosyal, kültürel, ekonomik vb. ihtiyaçların tespiti, düzeni, bütçesi ve ifası ile yetkili ve sorumludurlar.
Merkezi otoritenin belirli parametrelerde güçlü olmayan denetim ve gözetimine tabiler.
Bu yazımızın amacı elbette ki yukarıdaki teorik mütalalar değildir. Pratikte yaşanan, yaşatılan görevden ve hedeften sapmalar ve ihmallerdir esasımız.
Birçok başlık altında sınıflanabilecek eleştirel tutum ve davranış modellerinden ulusal ve bölgesel güç odaklarına karşı merkezkaç iradesi zayıflığından bahsedeceğim.
Bu odaklar başlıca merkezi idaredir, onların taşradaki atanmışlarıdır, yerel seçkinlerdir; gücünü sermayesinden, siyasi iltisaklarından, sosyal statülerinden ve ya racon kültüründen alan.
İdari ve yasal vesayetin dışında kişisel ve kurumsal duygularını, imkanlarını, kişiliklerini Ankara’ya peşkeş çekenler, pazarlayanlar var maalesef.
Hatta bu hususta yerel atanmışların dahi önüne geçmiş irade ve inisiyatif zaafı sergileyenleri de seyrediyoruz hayretler içinde.
Yine makamını ve kariyerini mahalli güç merkezlerinin hoşgörüsüne, hizmetine ve ahbaplığına yaren kılmış örnekleri de biliyoruz, takip ediyoruz.
Çok detaya girmeden bir yol, bir örnek sunmak istiyorum sayın başkanlara.
Halk sizi ulusal ve ya yerel beylerle, ağalarla kendi adına mücadele edesiniz diye seçti. Siz garip gurebanın, sessiz yığınların sokakta, pazarda, düğünde, dairede ezildiği, diş bilediği kişilere karşı vesayet savaşçısı durumundasınız.
Seçmenleriniz sizi kendi gidebildiği, kendi yiyebildiği, kendi konuşabildiği mecralarda görmek istiyor. Bu parametreler dışındaki paylaşımlarınız ve anlatılarınız ne ilgilerini çekiyor ne de olaylarından geçiyor.
Siz bir seçmeninizin hatalı parktan yediği ceza nedeniyle onun koluna girip trafik şubede hır çıkarabiliyor musunuz?
Sosyal yardımların adil dağıtımını takip edip kaymakamlığa baskın verebiliyor musunuz?
İmar barışı mağduru bir vatandaşın avukatlığını yapabiliyor musunuz?
İlçe milli eğitme gidip falanca okuldaki norm eksiğini, müftülüğe gidip imam ihtiyacını dert ediniyor musunuz?
Bölge insanınızın majör mahsulü fındığın karteller eliyle dibe vuran fiyatından haberiniz var mı? Bu konuda kime ya da kimlere ses yükselttiniz? Neyi bekliyorsunuz, neden korkuyorsunuz?
İşte efsane olmak, kahraman olmak, vazgeçilmez olmak kısaca "şehr'ül emin" olmak sizin elinizde. Hatta bu tür kavgalara bazen zemin bile hazırlamalısınız.
Örnek diyorsanız Sayın Erdoğan’ın kariyerine göz atın lütfen. Ben siyasi fikirlerine, politik kariyerine ezelinden beri muhalefet etsem de; onun dönemin cumhurbaşkanına, sermayeye, yargıya, askeri vesayete, bürokrasiye, basına karşı diklenmesi, savaşıydı kariyerini bu günlere taşıyan, kendi adına milyonlarca insanı sorgusuz partizanı yapan.
Haydi kolay gele bir paradigma devrimi sizin elinizde...