Dün gece Antalya’da futbolun tahkir ve taciz edilerek ağlatıldığı bir mücadele seyrettik.
Gerek ev sahibi Antalyaspor gerekse misafir Trabzonspor temponun, temaşanın, tekniğin, taktiğin, temasın ayağa düşürüldüğü, yerlerde süründürüldüğü maç neticesinde birer puan kazandılar.
İnisiyatif kullanma hakkımız olsa her iki takımın kazandığı birer puanı hayır işlerine sarfetmek üzere ellerinden alırdık kesinlikle.
Önce bu enfes (!) stat zemininden, çimlerinden başlayalım. Antalya’da otellerin, tatil köylerinin, sosyal tesislerin sahibi olduğu yüzlerce futbol sahası var. Ne yazık ki en berbatı, en sefili dünkü maçın oynandığı zemindir. İnşa edildiğinden beri aynı bozukluk, bakımsızlık haliyle futbolumuzun marka değerine kastetmeye devam ediyor.
Bu ve benzeri stat zeminlerinin milyonlarca euroluk kramponlar için arena olarak kullanılması risktir, günahtır, ayıptır. TFF kulüp lisanslama prosedürüne stat ve zemin yeterliliği kriterleri de eklemeli ve gereğini müsamahasız uygulamalıdır. Dün kaç futbolcu sakatlandı ve gelecek haftalarda kaçı daha sakatlanacak bilemiyoruz.
Geçen hafta İzmit’te başkanımızın, bu hafta Antalya’da takım otobüsümüzün fiili tacize uğraması kadar rakip takım antrenörlerinin hırsları, hazımsızlıkları, cüretleri de enteresan hadiselerdir. Oyunu, kadro kalitesi ve camia psikolojisi yeterli değilse bile adı şampiyonluk adayları arasına yazılmaya başlayınca Trabzonsporumuz için bir kaç düğmeye birden basılmış galiba. Ligin haramileri huzursuz olmuş belli.
Takımımız maça o kadar gamsız, kadersiz başladı ki inanamadık. Bir antrenman, bir hazırlık veya dostluk maçı olsa ayıp sayılacak bu ritim maçın son on dakikasına kadar sürdü gitti.
Augusto çift forvetten biri mi, sağ açık mı, on numara mı görevlendirildi ne mücadele esnasında ne de bu yazıyı yazarken çözemedim. O da çözememiş ki mücadeleyi sıfır verimlilikle tamamladı. Oysa santrfor harici hiç bir görevi başarması mümkün değil. Israr edip yok etmemek lazım.
Ya Muçi. O nu eski takımında amiyane tabirle çöp yapan neydi? Rafa Silva gibi bir ustayla rekabet edememesi ve kanat forvet oynatılmasıydı. Forvet arkası olarak oyuna değilse de skora inanılmaz katkıları galiba Hocamızı rahatsız etmiş olacak ki sol öne atıldı son iki maç. Netice koskocaman bir hiç bir hayal kırıklığı.
İşin kötüsü Muçi, Lovik’i de hep yalnız bıraktı bütün sol çizgide. Ne hücumda eşlik etti Norveçliye ne savunmada. Garibim de sınırlı donanımıyla perişan oldu ilk yarı boyunca ve ikinci levele çıkamadı.
Şayet Fatih Hoca Mustafa/Lovik ikilisini halef selef olarak kullanacaksa iki haftadır istirahatte olan Mustafa’yı neden ilk tercih olarak düşünmedi anlayabilmiş değiliz.
Muçi ve Augusto mevki gasıbıyla, Zubkov da Trabzonspor kariyerindeki en düşük performansıyla sahada olunca dünkü süfli oyun ve skor meydana çıktı.
Ne başlayan on bir ne bitiren on bir çare olamadı üç puan için.
Fatih Hoca’nın Augusto ve Ounachu’yu aynı anda oynatma hobisi artık bitmelidir. Mevcut kadromuz 4-4-2 sistemi için hiçte uygun değil. Galatasaray’ın antrenörü İcardi gibi bir gol uzmanını kulübe de oturtuyorsa Augusto, Ounachu ve Umut’tan ikisi başlangıçlarda rotasyon olarak kabul edilmelidir.
Oulayi’nin yediğimiz goldeki çim kaynaklı talihsizliği de Ounachu’nun penaltı vuruşundaki başarısızlığı da futbolun doğasına dahil eylemlerdir. Yani dün akşamki netice bu iki futbol emekçisine fatura edilemez, edilmemelidir.
Futbolcularımızın Antalyaspor maçındaki kötü futbolları belki kabul edilebilir ama kötü koşuları, gamsızlıkları, mücadeleleri asla! Bu sezonun en berbat fiziki reaksiyonu niye arkadaşlar? Hafta içi şampiyonlar ligi maçı mı oynadınız?
Sebep olduğu iki komik penaltıya rağmen en kreatif iki üç futbolcusundan biri Hüseyin Türkmen olan Antalyaspor’a galabe çalmak için ne on milyonlarca euroluk kadroya ne de teknik ekibe ihtiyaç duymamalıydık. Bu kadar rezildik yani.
Takımı derle toparla Fatih Hocam. Bu maçı Samsunspor galibiyetiyle unutabilir, hoş görebiliriz haberin olsun. Yoksa ortalık toz duman olur ve toparlamak uzun sürer...