Ne oldu, nasıl oldu, niçin oldu bilmiyorum ama ligde oynadığımız Beşiktaş maçından sonra Trabzonspor’un üzerine karabulutlar çöktü.
Ümidin, heyecanın, övgünün yerine karamsarlık, keder, öfke dolduruldu şiddetlice ve şuursuzca.
Camiamız düşlerinde yarattığı bir serabın içinde fırtınalar estiriyor, boğuluyor dersek ‘cuk’ diye oturur herhalde.
Oysa takımımız ne o günlerdeki ifrata ne bu günlerdeki tefrite müstahak değildi.
Geçen üç yıla göre puan ve konum olarak bir sürpriz yapmıştı camiasına o kadar.
Kıyaslandığında mahalle bakkalı hüviyetinde kaldığı İstanbul ve Türk futbolunun; iki büyük, iki harami, iki şımarık, iki besleme futbol süpermarketiyle rekabet edemeyeceği realitesini görmezden geldi bugün bir kaşık suda fırtına koparanlar.
Transferlerle güçlendirilen genç, dinamik ve kariyer açlığı özellikli futbol emekçileriyle yakalanan performans, güçlü bir oyun imalatına evrilemeyince elbette dalgalı neticelere mahal verecekti, verdi de.
Hem nicelik hem nitelik yönünden sınırları geniş olmayan futbolcu normumuzdaki sakatlık, ceza ve milli görevler de müesses bir oyun nizamı yaratılamamasına ön ayak olmuştur. Bütün sorumluluğu Fatih Hocaya fatura edenleri tabiri caizse insafa ve izana davet ediyorum.
Ara transfer ve tescil döneminde takviye yapılan mevkiler camiamızın ve futbol ulemasının dile getirdiği alanlardır. Ha alınan futbolcuların kalitesi ve kalibresi tartışılabilir, eleştirilebilir.
Takımdan gönderilen futbolcuların da tribünde karşılığı olmayan kramponlar olduğu konusunda tanıklığımız güçlü bir şekilde mevcuttur.
Yönetimimiz mutlaka yorganının ebatlarını zorlayarak takıma takviye için yoğun mesai halindedir ama yola çıktıklarımızı da hor görmeyelim, çöpleştirmeyelim, demotive etmeyelim kendi ellerimizle.
Bir şanssızlık ya da plansızlık olarak addedebileceğimiz belirli mevkilerde yığılan sakatlıklar, cezalar takımımızın en büyük handikapı oldu. Önce stoperler şimdi de hücum bekleri normunda karaborsa yaşıyoruz resmen.
Ligin ikinci levellerinde her zaman şiddetin, yangının, kavganın boyutları ilkine göre orantısızca artar ve artacaktırda. Puan ve puanlar aslanın ağzında, timsahın çenesinde, sırtlanların dehşetinde asılıdır.
Keyfekederliğin bittiği, can havliyle mücadelenin inkişaf edeceği süreçte elbette ummadık taşların mağduru ve mağlubu olabiliriz, olacağız. Lakin yeni ergen olduğu Hocamız tarafından da defaatle beyan edilen takımımıza inanmaya, güvenmeye ve desteğe devam edeceğiz skorlardan bağımsız olarak.
Destek demişken Papara Park’ın maç esnasındaki seyrek doluluk haline değinmeden olmaz. Tarihi başarıları, şampiyonlukları, boyun eğdiren korku veren saha hakimiyeti ile doğmuş, büyümüş taraftar kitlesine, bugünkü sıradanlığı, puan ve sıralama istatistiği ile kabul ettiremez, onaylatamaz, tribüne müdavim yapamazsınız. Ha Samsunspor taraftarı bu seviyeler için motive olabilir, Kayserispor olabilir ama bizim taraftarımız asla. Stadımızla ilgili fiziki şartlar, şehrimizin ekonomik girdileri de tali etki yapıyor muhakkak ki. Bütün bu normlar içinde dahi tribünde olmasa da sosyal medyada, mecrada pozitif olmalıyız. En azından uzaktan destek lütfen.
Dünkü maça dair Fethiyespor’un iptal edilen golü ve Fatih Hocanın kadro tercihleri tartışılabilecek parametrelerdir. Maç üç sıfır olmuş ve mübalalağasız sahada o ana kadar yürüyerek oynayan Nwakaeme’yi alkışlatıp Onuralp Çakıroğlu’nu sahaya atmak istenendi, beklenendi Fatih Tekke’den.
Neyse takımımız performans ve transfer yangınıyla boğuşurken saçımızı çokta taramayalım dünkü mücadele özelinde...