Karşılaşma Fenerbahçe’nin önde baskısıyla başladı. Bu bir sürpriz değildi. Orta sahada özellikle İsmail’in ekstra katkısıyla merkez kalabalık tutuldu, ön taraftaki teknik kapasitesi yüksek, santraforsuz ama hareketli oyuncularına geniş bir konfor alanı açıldı. Önde oynayan takımın ezberi bellidir: Savunma arkası koşu, hızlı geri kazanım, hataya zorlama. Ve tam bu tabloda Trabzonspor Muçi’nin golüyle öne geçti. Futbol bazen planı bozan bir oyundur. Ancak Trabzonspor aynı cesareti oyun aklına yansıtamadı. Rakibin verdiği ipuçları ortadayken çıkarken, ısrarla kısa ve riskli oynamak, bu seviyede bedeli ağır bir tercihtir. İki gol de hataya zorlanmaktan değil, hatada ısrar etmekten geldi. Bu tip maçlarda uzun oynamak, tehlikeyi uzağa taşımak, basiti oynamak meziyettir; karmaşığı denemek cesaret değil, bazen ihmaldir. Onuachu gibi bir silahın varsa oyunu kenara indirir, ceza sahasını doldurursun. İlk yarıda en az üç kafa vuruşu… Biri gol. Tesadüf değil.
DAHA DOĞRU OYNAYABİLİRDİ
Asıl soru şu: O ortalar neden daha fazla gelmedi? Trabzonspor mu üretemedi, yoksa Fenerbahçe mi ürettirmedi? Maçın kilidi burada. İkinci yarının başındaki gol momentumu tamamen Fenerbahçe’ye teslim etti. Kalan bölümde Trabzonspor uyudu, Fenerbahçe uyuttu. Kenardan gelen genç ve atletik hamlelerle enerji tazelendi. Evet, kadro kalitesi kazandı. Ama Trabzonspor’un daha doğrusunu oynayabileceğini not düşmek gerekir. Favori kazandı. Şimdi romantizmi bırakıp gelecek sezonun planını yapmak, sözü değil oyunu büyütmek zamanı.