Ligin boyu kısaldıkça, makas daraldıkça ve Trabzonspor kendini bir ile dört arasında konumlandırdıkça kurumsal dil başka, sahanın gerçeği başka konuşabiliyor. Bu sezonun hikâyesi net artık: İkincilik mükemmel bir final olacaktır. Ama matematik hâlâ “şampiyonluk” diyorsa, o ihtimalin gerektirdiği her şeyi yapmak zorundasın. Bu takım bunu bilir, biz de bunu söyleriz. Taraftarlar da bunu bekler!
İlk yarı... Daha önce kaç kez izlediysek yine benzeriydi. Ön tarafta iki uzun santraforla planlanan oyunun niyeti açık, ama sahaya yansıyan karşılığı ise bir o kadar zayıftı. Üreten değil, bekleyen bir yapı. İzleyeni yoran, sabrı zorlayan bir akış vardı yine. Ama Trabzonspor’un bir gerçeği daha var: Kendi gerçeğini en iyi analiz eden bir teknik ekip. İkinci yarıların başında gelen hamleler, aslında başlaması gerekenlerin sahaya sürülüşü... O dokunuşlarla oyun bir anda şahlanmasa bile yön değiştiriyor. Ve yine o tanıdık senaryo gerçekleşmiş oldu: Duran top, disiplin, sonuç. Bir duran top klasiği daha ve gol.
En önemlisi kazanmak
Futbol bazen estetik değil, sonuç işidir. Bu sezon özelinde söyleneceklerin çoğu söylendi artık. Tekrara gerek yok. Bundan sonrası net: Kazan, takip et, zirveye tutun. Oyun keyif vermeyebilir ama puanlar hayal kurdurur. Altı saat sonra herkes daha rasyonel düşünür; çünkü tabelada yazan gerçektir. Trabzonspor, İstanbul’dan alkışlarla ayrıldı. Oyun tartışılır, ama sonuç tartışılmaz. Ve bu takım, en önemli şeyi yaparak yoluna devam ediyor: Kazanmaya...