|
Tweet |
Dün gece Rize'de bir ilk yarı seyrettik düşman başına.
Thomas Reis'ten sonra yakaladığımız taktik, tempo ve temaşanın birkaç maçlık halüsinasyon olduğu hissine kapıldık.
Rizespor'un geleneksel Trabzon motivasyonu bu seneki iç saha skor ezikliği ile de mayalanınca delirdi adeta.
Karşımızdaki takım futbolculardan değil de çok acıkmış bir sırtlan sürüsünden ya da piranha kolonisinden oluşturulmuş gibiydi.
Sahanın her metrekaresinde büyük bir hırs ve iştahla topu da bordo mavi futbolcuları da kovaladılar, yakaladılar, ısırdılar, parçaladılar.
Öyle bir ilk yarı oynadılar ki ALLAH ne verdiyse fiziksel tamamını tükettiler 45 dakikada.
Bu tempoyu maçın tamamına dağıtacak herhangi bir takım yok zaten yeryüzünde. Galatasaray bile son dört yılda şampiyon olurken benzer stratejiyi ancak 20-25 dakika sürdürebiliyordu.
Zaten deplasman motivasyonu düşük seviyelerde olan Trabzonspor takımı, karşısındaki sadist topluluğa hiç reaksiyon gösteremedi.
Ne savunmada kompakt kalabildi ne de hücum adına üretebildi. Biraz Aral bir lokma Nwaiwu ara sırada Pina sahada olduklarını hissettirdiler.
Ne ilginçtir ki yediğimiz bunca şiddetli birinci ve ikinci ön olan baskısından değil de iki geçiş hücumundan gol yedik.
Savunmanın solunda yoldaş olması gereken Saviç ve Mustafa her iki golde de birbirlerini yalnız bıraktılar. Yalnızken de kalite ve kariyerlerine yakışmayan pozisyon hataları yaptılar.
Artık şunu görmeli yönetim Saviç bu takımı büyük hedeflere götürecek stoper rotasyonunun bir öznesi olamaz. Yediğimiz ilk golde kafayla çalımı yedi, ayakla yedi. Artık refleksleri ağır çekim kalıyor.
Mustafa'yı seviyoruz. Bordo mavi aşkına da inanıyoruz. Her maç varını yoğunu sarf ediyor görüyoruz. Yalnız şu var sakatlıktan dönüşleri çok sancılı oluyor. Bence bu durumlarda rehabilitasyon süresi uzatılmalı. Bir an önce sahaya sürülmemeli.
İlk yarı her şeyini tüketen Rizespor'un ikinci yarı ayrana doğrayacak ekmeği kalmadı tabii ki.
Rakibimizin ikinci leveldeki fiziksel çöküşünü ilk yarı hiç enerji sarf etmeyen hücum oyuncularımız fırsata çevirdi.
Özellikle Muçi atılan her golün üretiminde başroldeydi. Tam bir on numara performansı seyrettik ondan nihayet kırk beş dakikalık.
Aral Simşir de maçın tamamında takımımız adına en fazla isteyen de efor sarf edendi.
Franculino Dju bir Jaja vuruşuyla gözlerimizin pasını sildi adeta. Midtjylland efekti böyleydi zaten. Böyle de devam etmeli. Değişik fantaziler peşinde koşmamalı.
Salah’ın deplasman fobisi aynen devam ediyor. Galiba biz onu sadece Papara'da seyredeceğiz dolu dolu.
Fabinho, Hearts maçındaki tutuk halini aynen sürdürüyor. Zaten ağır bir futbolcu üstüne fiziksel düşüklük yaşayınca çok riskli oluyor. İlk yarıda gördüğü sarı kart nedeniyle oyundan alınması Thomas hocanın doğrularından biriydi.
Artık Folcarelli'nin sahada olması gerektiğini maçın ikinci yarısında yaşananlar göstermiştir umarım.
Thomas Reis’in sahaya ve oyuna yaptığı hamleler hep pozitif sonuçlar verdi. İşte biz tam da bunu Fatih Hoca'dan göremiyorduk. Lütfen bu tespit ve ya iddia Fatih Tekke'ye yönelik bir suçlama muamelesi görmesin. Çünkü kendisine bugünkü kadar nicelik ve nitelik taşıyan bir kulübe konforu sağlanmamıştı.
Bu maçın bir başka öğretisi de özellikle ligin ikinci yarısında gideceğimiz İstanbul deplasmanlarına fragman olmasıdır. Gerek Beşiktaş gerekse Galatasaray tıpkı Rizespor'un yaptığı gibi topla, tüfekle, tankla saldıracaklardır üzerimize. Oralarda bir şok, kırılma yaşamak istemiyorsak transfer tescil döneminde top taşıyabilen, saklayabilen VİB bir sekiz numara katmalıyız normumuza.
Her şeye rağmen dün gece yaşanan şok, heyecan ve coşku için teşekkür ediyoruz Thomas hocaya da bordo mavili vazgeçmeyenlere de.
Saygılar efendim...